bulent_admin tarafından yazılmış tüm yazılar

Çocuklarda Taş Hastalığı

Çocuklarda Taş Hastalığı

  • Üriner sistemde taş oluşumu;
    – Genetik
    – Metabolik
    – Çevresel faktörlerin sorumlu olduğu multifaktöryel bir hastalıktır
  • Üriner sistem taşlarının oluşumunda,ana faktör idrardaki kristallerin presipitasyonudur.
  • Kristallerin presipitasyonu için de idrarın supersatüre olması gereklidir.
  • İdrarda kalsiyum,oksalat,ürik asit ve sistin gibi moleküller supersatüre olduğunda taş oluşumu gerçekleşir.
  • Kristalizasyon inhibitörleri olan sitrat,magnezyum,pirofosfat,majör molekül ve glikozaminoglikanların
    seviyelerinde düşmeler,idrar pH’sında değişiklikler de taş oluşumuna yol açabilir.
  • Anatomik anormallikler idrar stazına ve taş yapıcı moleküllerin konsantrasyonunda  artmaya neden olur.
Taş oluşumunu artıran faktörler Taş oluşumunu inhibe eden faktörler
Kalsiyum Yüksek idrar miktarı
Ürik asit Sitrat
Okzalat Alkali idrar
Sistin
Enfeksiyon

Klinik

  • Çocuk taş hastalığının başvuru semptomları yaşa göre değişir.
  • Klasik yan ağrısı ve hematüri gibi şikayetler daha çok büyük çocuklarda görülür.
  • Yaş küçüldükçe ani kramp tarzında karın ağrısı,bulantı,kusma,huzursuzluk gibi semptomlar görülür.
  • Mikroskopik hematüri,makroskopik hematüriden daha sık görülür.
  • Mikroskopik hematüri taş hastalığının tek bulgusu olabilir.

Radyolojik görüntüleme

  • Ultrasonograf(USG)i opak,non-opak böbrek taşlarının görüntülenmesi açısından oldukça etkili bir yöntemdir.
  • Genellikle ilk seçenek olarak kullanılır.
  • USG ile ureter alt uç ve üst uçta görüntülenebilir.
  • Ancak üreterin orta bölümünde bulunan taşların USG ile tespiti zordur.
  • USG ile taş tespit edilememesine rağmen,hastanın semptomları gerilemiyorsa kontrassız spiral tomografi (CT) tercih edilir.
  • Spiral tomografi hızlı ve güvenli bir yöntemdir.
  • Üriner sistem taşlarında sensitivitesi %97,spesifitesi %96’dır.
  • Günümüzde DÜSG  ve IVP radyasyona maruz kalma nedeniyle daha az sıklıkla tercih edilmektedir.
  • Duyarlılık;
    – DÜSG (%57)
    – IVP (%84)
    – USG (%77)
    – CT(%100)

Metabolik değerlendirme

  • Çocuklarda taş oluşumu için predispozan faktörlerin sık olması ve yüksek oranlarda taş rekürrensinin görülmesi
    nedeniyle, üriner sistem taşı olan her çocuğa mutlaka metabolik değerlendirme yapılır.
  • Metabolik değerlendirmede yapılması gerekenler;
    – Metabolik problemlere ilişkin aile ve hasta hikayesi
    – Taş analizi
    – Elektrolitler,üre,kreatinin,kalsiyum,fosfor,alkalen fosfataz,ürik asit,total protein,karbonat,albumin
    – Hiperkalsemi varsa paratiroid hormonu
    – Tam idrar tahlili,
    – Spot idrarda kalsiyum/kreatinin oranı ve idrar kültürü
    – 24 saatlik idrarda kalsiyum,fosfor,magnezyum,oksalat,ürik asit,sitrat,sistin,protein ve kreatinin klirensi

z1        z2     zstrutive

Spesifik taş tipleri
Kalsiyum taşları

  • Üriner sistemde en sık görülen taşlardır.
  • Çocukluk çağında görülen taşların %30-50’sinden sorumludur.
  • Genellikle Kalsiyum Okzalat(CaOX) veya Kalsiyum Fosfat(CaPO) taşlarından oluşur.
  • Kalsiyum(hiperkalsiüri) ve/veya okzalatın(hiperokzalüri) supersatürasyonu ya da sitrat gibi inhibitörlerin
    idrardardaki düzeylerinin azalması(hipositratüri) kalsiyum okzalat taşlarının oluşumunda majör etkilidir.
    z  z4
    Kalsiyum okzalat               Kalsiyum fosfat

Ürik asit taşları

  • Çocukluk çağında görülen taşların %4-8’inden sorumludur.
  • Ürik asit, pürin metabolizmasının son ürünüdür.
  • Ürik asit taş oluşumundan 3 temel faktör sorumludur.
  • Asidik idrar pH’sı,düşük idrar volümü ve hiperürikozüri.
  • Ürik asit taşı oluşumunda ana neden hiperürikozüri’dir.
  • Bu faktörlerden bir veya birkaçının olması ürik asit kristal oluşumuna yol açar.
  • Ürik asit taşları non-opaktır.
  • DÜSG’de görülmezler.Bu nedenle tanı için USG veya spiral CT kullanılır.
  • Diğer taşlardan farklı olarak medikal kemolizis ile varolan taşları eritmek ve rekürrensi önlemek mümkündür.
  • Kemolizis’te ana prensip idrarın alkalinizasyonudur.
  • Bu amaçla Potasyum-sitrat kullanılır.
  • İdrar pH’sını 6.0-6.5 arasında tutmak ürik asit taş oluşumunu önlemektedir.
    z6
    Ürik asit kristalleri

Sistin taşları

  • Çocukluk çağında görülen taşların %2-6’sından sorumludur.
  • Sistin taşı oluşumunda ana neden sistiüri’dir.
  • Sistinüri,4 temel aminoasitın (Sistin,Ornitin,Lizin,Arjinin) renal tubuler reabsorpsiyonunda bozuklukla
    karakterize,inkomplet otozomal resesif bir hastalıktır.
  • Bu 4 aminoasitten sadece sistin’in idrarda eriyebilirliği zayıftır,bu nedenle sadece sistin taşı oluşur.
  • Hiperkalsiüri,hipositratüri ve hiperürikozüri gibi faktörlerde varsa mikst yapıda taşlar oluşur.
  • İdrar mikroskopisinde heksogonal kristaller tanı koydurucudur.
  • Sistin taşları semi-opak olduğu için DÜSG’de görülmesi oldukça zordur.
  • Ayrıca sert taşlar olduğundan kırmak güçtür,çoğu zaman cerrahi tedavi gerekir.
  • Rekürrensleri önlemek için bu çocuklara metaflaksi yapılmalıdır.
  • Amaç,sistinin idrardaki satürasyonunu düşürmek ve eriyebilirliğini artırmaktır.
  • Bu amaçla fazla sıvı alımı ve K-Sitrat gibi alkalinizan ajanlar vererek idrar pH’sı 7’nin üzerinde tutulmaya çalışılır.
  • Bu tedavi yeterli olmazsa alfa merkapto propiyonilglisin veya D-Penisilamin ile idrar sisti düzeyi düşürülebilir.
  • Ancak bu ilaçlarında,kemik iliği depresyonu ve nefrotik sendrom gibi yan etkileri bulunmaktadır.
    z5
    Sistin kristalleri

Enfeksiyon taşları (strüvit taşları)

  • Çocukluk çağında görülen taşların%5’ini oluştururlar.
  • Üreaz enzimi üreten bakteriler(Proteus,Klebsiella,Pseudomonas) enfeksiyon taşı oluşumundan sorumludurlar.
  • Üreaz enzimi,üreyi amonyum ve bikarbonata dönüştürür,idrar alkali olur ve bikarbonat karbonata dönüşür.
  • Alkali idrarda,triple fosfatlar oluşur ve sonuçta Magnezyum amonyum fosfat ve Karbonat apatit taşları oluşur.
  • Bakteriyel eliminasyon ve tam taş temizliği tedavinin esasını oluşturur.
  • Taş durduğu sürece antibiyotik tedavisi efektif olmaz ve enfeksiyon elimine edilemez.
    z4  z5
            Triple fosfatlar

İdrar analizi (TİT) ile taş tipini belirleme

  • Kristalüri
    – Kalsiyum okzalat kristalleri
    – Kalsiyum fosfat kristalleri
    – Ürik asit kristalleri
    – Sistin kristalleri
  • pH ölçümü
    – İdrar pH’sı > 7.0 …..Enfeksiyon taşı
    – İdrar pH’sı < 6.0 …..Ürik asit,sistin taşı

z3

Tedavi

  • Günümüzde,birçok pediatrik taş ESWL ile kolayca tedavi edilebilmektedir.
  • Taş kırma cihazı olan ESWL vücut dışından ses dalgaları göndererek böbrek taşına ulaşır ve onları kırarak
    küçük parçalara ayırır, daha sonra küçük parçalara ayrılan taşlar idrar yoluyla vücuttan atılır.
  • Endoskopik yöntemler,üreter ve mesane taşlarında oldukça etkildir.
  • Perkütan nefrolitotomi ile büyük böbrek taşları güvenli bir şekilde temizlenebilmektedir.
  • Çocuklarda da erişkinlerde olduğu gibi çok düşük oranda açık cerrahiye ihtiyaç duyulmaktadır.
    z2     z3

 ESWL( extracorporeal shock wave lithotripsy,beden dışı şok dalga litotripsisi) 

  • ESWL tedavisinde başarı,taşın lokalizasyonundan ziyade,taş boyutu ile ilgilidir.
  • Taş boyutu artıkça taşsızlık oranlarının düştüğü ve yeniden tedavi oranlarının arttığı bildirilmektedir.
  • Taşsızlık oranları 1cm’den küçük,1-2cm arası,2cm’den büyük taşlar ve
    genel olarak sırasıyla %90,%80,%60 ve %80 olarak belirtilmiştir.
  • Renal pelvis ve üst kalis taşlarında sonuçların daha iyi olduğu(%90),
    alt kalis taşlarında ise taşsızlık oranlarının %50-62 arasında olduğu rapor edilmiştir.
  • ESWL’nin çocuklardaki komplikasyonları nadir,sınırlı ve geçicidir.
  • Renal kolik,geçici hidronefroz,cilt ekimozu,üriner enfeksiyon,taş yolu oluşumu en sık komplikasyonlardır.
  • ESWL sonrası kırılan taş parçalarının oluşturduğu obstrüksiyonun radyolojik görünümü taş yolu olarak adlandırılmaktadır.
  • ESWL’den sonra 48 saat içinde alınan grafilerde %15 oranında taş yolu oluşumu meydana gelir.
  • Sıklıkla distal üreterde oluşur ve %50 kadarına bir girişim yapılması gereklidir.
  • Diğer yarısı spontan dökülür veya double J üreteral stent kateter, nefrostomi drenajı ya da tekrarlayan ESWL uygulamaları gerektirir.

Üriner sistemde taş varlığında yanıt bekleyen sorular

  • Taş neden oluşmuş ?
  • Bu hastada ilerleyen dönemlerde yeniden taş oluşma olasılığı nedir ?
  • Taş rekürrensini önlemek için neler yapılabilir ?
  • Taşın alınması gerekiyor mu ?
  • Eğer alınacaksa hangi yöntem kullanılmalıdır ?

 

Önal B,Çocuklarda Taş Hastalığı.(Mayıs 2009)www.ctf.edu.tr/stek/pdfs(03 Kasım 2015)
Noyan A,Taş Hastalığında Metabolik Değerlendirme.www.baskent-adn.edu/tr(03 Kasım 2015)

Çocuklarda Saç Hastalıkları

Çocuklarda Saç Hastalıkları

  • Çocuklarda görülen saç hastalıkları genelde saç dökülmesi şikayeti ile kendini gösterir.
  • Saç hastalıkları genetik sendrom,metabolik bozukluk,endokrin hastalıklar gibi sistemik hastalıkların belirtisi olabilir.
  • Ayrıca kozmetik ve psikolojik sorunlara yol açabilmesi nedeniyle de önemlidir.

Alopesi Areata (pelad,saçkıran)

  • Lokalize ve skar bırakmayan alopesilerin en sık görülen formu formu alopesi areatadır.
  • Alopesi areata,genetik yatkınlık ile çevresel tetikleyici faktörlerin rolü bulunan otoimmun bir hastalıktır.
  • Saçlı deri,yüz veya vücudun herhangi bir bölgesinde yama tarzı saç/kıl kaybı ile karakterizedir.
  • Keskin sınırlı,yuvarlak veya oval yamalarla seyreder.

            z3  z1  z2

  • Hastalığın insidansı kesin olarak bilinmemekle beraber %1-2’dir.
  • Her iki cins eşit olarak tutulmaktadır.
  • Hastaların %2’sinde  hastalık 2 yaş altında ortaya çıkar.
  • Hastaların %60’ında ilk atak 20 yaş altında görülür.
  • Alopesi totaliste saçlı derinin tümü,
  • Alopesi universaliste tüm vücut kılları tutulur.
  • Alopesi areata kıllı bölgelerin hemen hepsini tutsa da en sık saçlı deride görülür.
  • Hastaların %60’ında ilk etkilenen bölge saçlı deridir.
  • Ayrıca sakal bölgesini,kaşı,kirpikleri ve vücudun diğer kıl bulunan bölgelerini de etkileyebilir.
  • Çocukluk döneminde en sık saçlı deri tutulumu görülmektedir.
  • Kaş,kirpik,aksilla ve vücudun diğer kısımlarının tutulumu erişkinlerden daha azdır.
  • Tırnak tutulumu alopesi areatalı çocuklarda daha sık görülür.
  • Yüksük tırnak,ince kırılgan tırnak,longitudinal çizgilenme,kaşık tırnak en sık görülen bozukluklardır.
  • Alopesi areatalı çocuklarda depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik bulgular fazla görülmektedir.
  • Alopesik alandaki saçlı deri çoğunlukla normal görünümdedir.
  • Hastalar genellikle semptom belirtmezler.
  • Yama tarzındaki alopesik alanın sınırlarında,proksimale doğru giderek incelen,kısa,kolaylıkla çekilebilen kırık saçlar mevcuttur.
  • Ünlem işareti görünümü veren bu kıllar tanısal stigmatlar arasında yer alır.
  • Alopesi areatanın oksipital ve retroaurikuler bölgede bant şeklinde alopesik alan ile karakterize formu ofiazis olarak adlandırılır.
  • Özellikle çocuklarda görülen bu form tedaviye dirençlidir.
  • Alopesik areatada kötü prognostik faktörler;
    – Ofiazik patern
    – Tırnak tutulumu
    – Atopik dermatit
    – Tiroid hastalığı
    – Down sendromu gibi hastalıklarla birliktelik
    – Hastalığın erken yaşta başlaması
    – Yaygın saç kaybı
    – Aile hikayesi varlığı

Tanı

  • Klinik görünüm alopesi areata tanısında genellikle yeterlidir.
  • Ancak yaygın alopesi formlarında tanısal zorluk yaşanabilir.
  • Kırık saç,siyah nokta,ünlem saç gibi bulgular tanıda yardımcıdır.
  • Nadiren histopatolojik tanı gerekebilir.
  • Saç çekme testi yapılabilir.
  • Saç çekme testi : Başparmak ve işaret parmağı yardımıyla saçların sertçe çekilmesidir.
  • 50-100 saç telinden oluşan tutam zorlanmadan çekildiğinde normalde 3-5 tel saç ele gelir.Fazlası patolojiktir
  • 5 telden fazla saçın gelmesi ise büyüme döneminde durmaya ve senkronizasyona yol açan,
    sistemik bir nedenin varlığına işaret eder.

Ayırıcı tanı

  • Alopesi areata çocukluk döneminde;
    – Tinea kapitis
    – Trikotillomani
    – Traksiyon alopesisi
    – Aplazi kutis konjenita
    – Konjenital kutis trianguler alopesi ile karışabilir.
  • Yaygın formlarında ise;
    – Telogen effluvium
    – Androgenetik alopesi ile ayırımı yapılmalıdır.

Tedavi

  • Hastanın yaşı ve hastalığın yaygınlığı tedaviyi planlamada ana unsurdur.
  • 10 yaş altındaki hastalarda;
    – %5 minoksidil solüsyonu,
    – Orta potent topikal kortikosteroidler  veya antralinle kombinasyonu önerilmektedir.

Konjenital Trianguler Alopesi (Temporal Trianguler Alopesi)

  • Konjenital olarak adlandırılmasına karşın hastaların yarıdan fazlası 2-9 yaş arasındadır.
  • Saçlı deride frontotemporal bölgeye sınırlı,üçgen ya da lanset şeklinde,nadir görülen,skar bırakmayan alopesi formudur.

           z z2 z3  

  • Etyopatogenezi tam olarak bilinmemektedir.
  • Genellikle unilateral yerleşimlidir,fakat bilateral de olabilir.
  • Alopesik alanda terminal kıllar terine vellus tipinde kıllanma gözlenir.
  • İlerleme göstermeksizin stabil seyreder,asemptomatiktir.
  • Alopesi areata ile sıklıkla karışabilir.
  • Alopesi areata oval şekilli ve saçlı derinin herhangi bir bölgesine yerleşebilirken,
    konjenital trianguler alopesi üçgen şeklinde ve sadece frontotemporal bölge yerleşimlidir.
  • Ayrıca alopesi areata zamanla genişleme gösterebilir  veya iyileşebilirken,diğeri stabil seyreder.
  • Spesifik bir tedavisi yoktur.
  • Bilinen tek başarılı tedavi saç greft tranplantasyonudur.

Traksiyon Alopesisi

  • Kız çocuklarında  gözlenebilen,at kuyruğu,saç örgüsü gibi saç stilleri sonucunda traksiyona bağlı travmatik alopesidir.
  • Saç yoğunluğunda azalma,saçlarda kırılma hatta sikastrisyel alopesi gelişebilir.
  • Saç kaybı genellikle temporal bölgelerden ve kulak sınırından başlar.
  • Tedavide yanlış saç toplama alışkanlığını düzeltmek yeterlidir.

      z5
Trikotilomani (saç yolma hastalığı)

  • Kişinin kendi saçını çekmesiyle karakterize bir dürtü bozukluğudur.
  • Özellikle küçük çocuklar ve ergenlerde görülür.
  • Küçük çocuklarda sıklıkla parmak emme ve tırnak yeme alışkanlığıyla beraber görülür.
  • Genellikle frontoparietal bölgede kıvrık ve kırık kıllar içeren düzensiz veya anguler şekilli plaklar oluşur.
  • Alopesi areatadan farklı olarak etkilenen alanda saçların tamamen kaybı gözlenmez.
  • Değişen uzunluklarda kısa,kırık saçlar tanı için ipucudur.
  • Tedavide psikoterapi töntemleri,klomipramin veya fluoksetin gibi ilaçlar kullanılabilir.

Telojen Efluviyum

  • Çocuklarda non-inflamatuvar,skar bırakmayan yaygın saç kaybının en sık nedenidir.
  • Kıl siklusundaki bozukluğa bağlı olarak gelişen,telojen saçların yaygın dökülmesiyle karakterizedir.
  • Telojen efluviyum nedenleri;
    – Hipotirodi,hipertiroidi
    – Kilo kaybı
    – Biyotin eksikliği
    – Esansiyel yağ asidi eksikliği
    – Protein-kalori açığı
    – Demir,çinko,magnezyum eksikliği
    – İlaçlar
    – Stres
    – Yenidoğanın fizyolojik saç dökülmesi

             z z

  • Dökülmeye neden olan etkenden 2-3 ay sonra klinik tablo başlar.
  • Geçici olup nadiren %50’nin üzerinde saç dökülmesi yapar.
  • Hastalığın tanısı hikaye ve muayene ile konur.
  • Saç çekme testi çoğunlukla pozitifdir.
  • Nedene yönelik tam kan sayımı,demir,demir bağlama kapasitesi,ferritin ve tiroid fonksiyon testleri istenebilir.
  • Tetkikler normal ise destekleyici tedavi önerilir.

Anajen efluviyum

  • Anajen fazın anormal olarak durmasıyla,büyüyen saçların ani kaybıdır.
  • Saçların %80’ninden fazlası anajen fazda bulunduğu için dökülme çok fazladır.

          anagen z2

  • Toksinler,radyasyon ve kemoterapi sonucu gelişir.
  • Toksik ajan kesildiğinde tekrar büyüme başlar.

Androgenetik alopesi

  • Saçlı derideki kılların progresif olarak incelmesiyle karakterize saç kaybıdır.
  • Erişkinlerde saç kaybının en sık nedenidir.
  • Ergenlikte androjenlerin yükselmesi ile adolesan dönemde de gözlenebilir.
  • Çocuklar hiperandrojenemi açısından değerlendirilmelidir.

Tinea kapitis

  • Çocukluk döneminde en sık görülen fungal enfeksiyondur.
  • Kıl folikülü ve saçlı derinin dermatofit enfeksiyonudur.
  • Püberte öncesi çocuklarda sık görülür.
  • Farklı klinik görünümleri olabilir.

           Z5 Z4

  • Bazı hastalarda alopesik alanlarda hafif kızarıklık ve skuam,bazı hastalarda saçlı deri yüzeyinde kırılan
    kıl şaftları siyah noktalar halinde tuz-karabiber görünümü oluşturabilir.
  • Yoğun inflamasyon durumunda kerion denilen tinea kapitis formunda püstüllerin eşlik ettiği,
    deriden kabarık,hassas nodüler plaklar gözlenir.
  • Bu plaklara ağrılı servikal lenfadenopati eşlik eder.
  • Kerion,acilen tedavi olmazsa skar bırakan kalıcı saç kaybı gelişebilir.

 

Şereflican B,Göksügür S.B,Göksügür N.Çocuklarda Görülen Saç Hastalıkları.Klinik Tıp Pediatri.(Ağustos 2015).Cilt.7.Sayı.7(29 Ekim 2015)

Çocuklarda Migren

Çocuklarda Migren

  • Migren,çocuklarda tekrarlayan başağrılarının en sık nedenidir.
  • Migren tanısında Uluslararası Başağrısı Cemiyeti kriterleri(IHS) kullanılmaktadır.
  • Bu kriterler aslında erişkinler için düzenlenmiş olup 15 yaş altında çocuklar için,ağrı süresi 4-72 saat yerine 2-24 saat
    olarak belirtilmiş ve yapılan son düzenlemelerden sonra auralı ve aurasız migren olarak iki ana gruba ayrılmıştır.

Sınıflama

  • Aurasız migren
  • Auralı migren
  • Migren varyantları
    – Siklik kusma
    – Abdominal migren
    – Selim paroksismal vertigo
  • Retinal migren
  • Komplike migren (Migrenin komplikasyonları)
    – Kronik migren
    – Status mirenosus
    – İnfark olmadan persisten aura
    – Migrenoz infarkt
    – Migrenin tetiklediği nöbet
  • Olası migren

   Z2   z4

AURASIZ MİGREN(basit migren)

  • Çocuk ve adolesanlarda en sık görülen migren şeklidir.
  • Çocuklarda görülen migren ataklarının %85’ini oluşturur.
  • Vizüel aura yoktur.
  • Prodrom döneminde nörolojik belirtilere rastlanmaz.
  • Bunun yerine öfori,depresyon,huzursuzluk,letarji,aşırı susama,solukluk gibi bulgular olabilir.
  • Ağrı sırasında gözlerin altında koyu halkalar gelişebilir.
  • Karında rahatsızlık duygusu,kusma görülebilir.
  • Başağrısı 1-72 saat sürebilir.
  • Daha uzun sürerse ‘status migrainosis’ olarak adlandırılır.
  • Çocuklar ışık ve sese karşı hassaslaşmıştır.
  • Ataktan sonra 8-10 saat uyuyabilirler.
  • Karanlık ve sessiz odada uyumayı tercih ederler.
  • Migren öncesinde,sırasında,sonrasında nörolojik muayene normaldir.

Aurasız migren tanımı

  • En az 5 başağrısı atağı
  • Atakların 1-48 saat arasında sürmesi
  • Ağrının aşağıdaki özelliklerden en az ikisini içermesi
    – Bilateral ya da unilateral ağrı (frontal ya da temporal)
    – Zonklayıcı
    – Orta ya da şiddetli ağrı
    – Günlük fiziksel aktivitelerle ağrı şiddetinde artış olması
  • Başağrısı sırasında aşağıdakilerden en az birinin görülmesi
    – Bulantı ve/veya kusma
    – Fotofobi ve fonofobi
  • Başka bir hastalığa bağlanmaması

AURALI MİGREN

  • Daha çok yetişkinlerde görülen migren tipidir.
  • Çocuk ve adolesanlarda daha az görülür.
  • Çocukluk dönemi migrenlerinin %15’ini oluşturur.
  • Bu tipte prodrom/aura dönemini ağrılı dönem izler.
  • Çocuklarda görülen en yaygın aura tipleri solukluk,keyifsizlik,
    huzursuzluk,anoreksi ya da görme bozukluğudur.
  • Aura genellikle başağrısından 30-60 dakika önce görülür.
  • Atak sırasında çocuk,yalnız,sessiz,karanlık bir ortamda kalmak ve uyumak ister.
  • Bu sırada karın ağrısı,iştah kaybı,bulantı,kusma olabilir.
  • Çocuk uyuyabilirse,sonrasında dinç ve ağrısız olarak kalkar.
  • Başağrısının şekli,aynı hastada farklı ataklarda değişkenlik gösterebilir.
  • Atakların genellikle ayda bir iki oluştuğu ve 2-6 saat sürdüğü gözlenir.
  • Çocuğun yaşı büyüdükçe ataklar daha uzun,daha sık ve tedavisi daha güç olmaktadır.
  • Genç çocuklarda migren sıklıkla günün ilerleyen saatlerinde başlarken,
    yaş büyüdükçe erişkinler gibi sabah saatlerine kaymaktadır.
  • Klasik migrene eşlik eden nörolojik anormallikler son derece az ve önemsizdir.

Auralı migren tanımı

  • En az iki başağrısı atağı
  • Aşağıdakilerden en az üçünün olması
    – Bir ya da daha fazla fokal kortikal ve/veya beyin disfonksiyonunu gösteren reversibl aura belirtileri
    – En az 4 dakikadan uzun süren bir aura ya da ardarda oluşan ikiden fazla semptom
    – Auranın 60 dakikadan kısa sürmesi
    – Başağrısının 60 dakikadan kısa sürmesi
  • Başağrısı sırasında aşağıdakilerden an az birinin görülmesi
    – Bulantı ve/veya kusma
    – Fotofobi ve fonofobi
  • Başka bir hastalığa bağlanmaması

MİGREN VARYANTLARI

  • Bunlar periyodik olarak ortaya çıkarlar ve ataklar arasında çocuklar normaldir.
  • Ailelerinde genellikle migren öyküsü vardır.
  • Siklik kusma: Tekrarlayan bulantı ve kusma atakları ile birlikte değişik derecelerde başağrısı olur.
  • Paroksismal vertigo: Genellikle erken çocuklukta ortaya çıkar.
  • Tekrarlayan vertigo,yürüme bozuklukları ve nistagmus atakları şeklinde görülür.
  • Bilinç bozukluğu ve başağrısı yoktur.
  • Ataklar birkaç saat ile birkaç gün arasında değişir.
  • Paroksismal tortikolis: Genellikle bebeklerde görülür.
  • Ataklar sırasında başta eğilme,kusma ve başağrısı vardır.
  • Oküler migren: Monoküler görme kaybı ve görme bulanıklığı vardır.
  • Başağrısı yoktur.

RETİNAL MİGREN

  • Migren başağrısına eşlik eden,atak sonrasında geri dönüşümlü olduğu bilinen,sintilasyonlar,
    skotomlar ve hatta körlük gibi monooküler görsel bozukluklarla seyreden tiptir.
  • Sintilasyon:  Gözde gerçek olmayan ışık parlamalarının algılanmasıdır.
  • Skotom: Görme alanında görülemeyen bölgelere verilen addır.

KOMPLİKE MİGREN

  • Migren atakları ile beraber geçici nörolojik değişiklikler vardır.
  • Semptomlar intrakraniyal vazokonstriksiyon sonucu oluşan iskemi ve ödeme bağlıdır.
  • Komplike migrenli hastaların çoğuctamamen düzelirler.
  • Nadiren iskemi veya infarkta sekonder nörolojik sekel kalabilir.

Z1

TANI

  • Öykü
  • Fizik muayene
  • Laboratuvar analizleri
  • Radyolojik tetkikler
  • Mutlaka yapılması gereken tetkik yoktur.
  • Öykü ve muayene sonucunda gerekiyorsa tetkikler yapılır.

 

TEDAVİ

  • Migren tedavisi 3 ana başlıkta toplanır.
    – Tetikleyen etkenlerin saptanması ve uzaklaştırılması
    – Profilaktik tedavi
    – Non-farmokolojik tedavi (davranış tedavisi)
  • İlk yapılması gereken hastanın güvenini kazanmak ve ciddi nörolojik hastalık konusunda aileyi bilgilendirmektir.
  • Aile ile beraber başağrısı takvimi oluşturularak ağrı sıklığı ve ağrı tetikleyicileri hakkında fikir sahibi olunur.
  • Ağrı tetikleyicilerin tanınması ve ekarte edilmesi,migreni önlemede en önemli hedeflerden birisidir.
  • Yaşam koşullarıyla ilişkili; hava değişimleri,uykusuzluk,yorgunluk,stress,yemek takvimi değişiklikleri,aşırı ışık ve ses,
    bazı gıdalar (çikolata,kafein,monosodyum glutamat içeren gıdalar) migreni tetikleyebilmektedir.
  • Bunlardan kaçınılması tüm migren ataklarını yok etmese de sıklığını azaltabilmektedir.
  • Non-farmokolojik tedavi(Davranış tedavisi)
    – Tetikleyici faktörlerden uzak durmak,
    – Düzenli diyet,
    – Normal uyku,
    – Aşırı analjezik kullanımının durdurulması,
    – Stresten uzaklaşma,
    – Monosodyum glukomat,nitrit,nitrat,tyramin içeren yiyeceklerden kaçınma,
    – Kafein,alkol kullanımının ortadan kaldırılması,
    – Vazodilatatör,bronkodilatatör ilaçların alımından kaçınma şeklinde özetlenebilir.
  • Davranış tedavisi uzun dönemde en az yan etkisi olan ve en etkili sayılabilecek tedavidir.
  • Temelinde,çocuğun başağrısını kontrol edebilmesini öğretmek,başağrısıyla ilgili işlev kaybını ve duygu-durum bozukluğunu
    azaltmak,aşırı analjezik kullanımını engellemek,tedaviye uyumu sağlamak amaçlanır.
  • Atak sırasında sessiz ve karanlık bir ortamda uyumasını sağlamak atağın atlatılmasını sağlayabilir.
  • Bu önlemlere rağmen ağrısı devam eden çocuklarda,analjezik,antienflamatuvar, antiemetik ilaçların kullanımı gerekebilir.
  • Asateminofen (10-15mg/kg/doz,4-6 doz) ve ibuprofen (7.5-10mg/kg/d0z,2-3 doz) ilk sırada kullanılan ilaçlardır.
  • İbuprofen grubu daha etkilidir.İhtiyaç halinde 2 saat sonra bir doz daha verilebilir.
  • 12 yaş üstündeki çocuklarda nazal sumatriptan kullanılabilir.
  • Sumatriptan,20-40kg aralığında 10mg,40kg’nın üstünde 20mg dozunda uygulanabilir.
  • Alternatif olarak,naproksen sodyum(2.5-5mg/kg/gün),isometepten ve butalbital içeren ilaçlar denenmektedir.
  • Klasik tedavilere yanıt alınamaması ve atağın 72 saatten fazla uzun sürmesi durumu ‘status migrenozus’ olarak adlandırılır.
  • Bu hastaların acil servise yatırılması ve yoğun tedavisi gerekir.
  • Ayda 3-4 kereden fazla atağı olan,uzun süren,çocuğun aktivitesini etkilediği düşünülen olgularda profilaktik tedavi önerilir.
  • Migren profilaksisinde seçilecek ilaç sıralaması hekim ve kliniğin deneyimlerine göre değişebilmektedir.
  • Antidepressanlar(amitriptiline),Antihistaminikler(Siproheptadin),Antiepileptikler(Karbamazepin,Valproik asid),
    Beta-blokerler(Propranol,Metoprolol),Kalsiyum kanal blokerleri(Flunarizine,Nifedipine) tercih edilebilen ilaçlardır.

Erdağ,G.Ç.Çoçukluk Çağı Başağrıları.(Temmuz-Ağustos 2015)Klinik Tıp Pediatri.cilt:7.sayı:4 (12 ekim 2015)

Çocuklarda Karın Ağrısı

Çocuklarda karın ağrısı

  • Karın ağrısı çocukluklarda çok sık görülen bir yakınmadır.
  • Karın ağrısının nedenleri ve bulguları yaşlara göre farklılıklar gösterir.
  • Bu nedenle tanı koymada güçlüklerle karşılaşılır.
  • Karın ağrısı 3 tiptir.
    1- Viseral
    2- Pariyetal
    3- Yansıyan

Viseral karın ağrısı

  • Viseral ağrı,karın içi organlarının çekilmesi,gerilmesi veya iskemisi sonucu oluşur.
  • Bu ağrılar iyi lokalize edilemezler.
  • Sıklıkla orta hatta künt veya kramp şeklindedir.
  • Acı veya rahatsızlık hissi olarak kendini gösterir.
  • Terleme,yorgunluk,bulantı ve kusma gibi otonomik semptomlar ağrıya eşlik edebilir.
  • Mide,duodenum,pankreas,karaciğer ve safra yolları gibi ön bağırsak organlarının ağrıları epigastrik bölgede,
  • İnce bağırsaklar ve çekum gibi orta bağırsak kökenli organlar periumbilikal bölgede,
  • Kalın bağırsak,rektum,ürogenital organlar gibi son bağırsağa ait ağrılar infraumbilikal bölgede hissedilir.
  • Gastroenteritler,konstipasyon,akut pankreatit,apandisit ağrıları  bu gruba girmektedir.

Pariyetal karın ağrısı

  • Pariyetal ağrılar,etkilenen organın pariyetal peritonu uyarması ile oluşur.
  • Ağrı keskin,yoğun ve iyi lokalize edilir.
  • Aynı zamanda hareket ve öksürük ile artar.

Yansıyan karın ağrısı

  • Yansıyan ağrı,pariyetal karın ağrısı ile aynı özelliklere sahiptir.
  • Ancak ağrı etkilenen organdan uzakta,farklı bir bölgede hissedilir.
  • Yansıyan ağrı deride veya dokuların daha derin kısımlarında hissedilir ve iyi lokalize edilirler.

z1

Sınıflama
Karın ağrıları nedenlerine göre 3 grupta incelenir.

  • Akut
    – Medikal
    – Cerrahi
  • Kronik
  • Psikolojik

Akut karın ağrısı

  • Akut karın ağrısı,kendi kendini sınırlayabileceği gibi,acil cerrahi girişim gerektiren bir hastalığın belirtisi de olabilir.
  • Karın ağrısının nedenleri ve klinik bulguları yaşlara göre farklılık gösterebildiğinden tanıda zorluklar olabilmektedir.
  • Ancak erken tanı ve tedavi mortalite/morbiditenin azalmasında oldukça etkilidir.
Yaşlara göre akut karın ağrısı nedenleri
< 1yaş 2-5 yaş 6-11 yaş 12-18 yaş
 İnfantil kolik Gastroenterit Gastroenterit Apandisit
 Gastroenterit  Apandisit  Apandisit  Gastroenterit
 Kabızlık  Kabızlık  Kabızlık  Kabızlık
 İdrar yolu enfeksiyonu  İdrar yolu enfeksiyonu  Fonksiyonel ağrı  Dismenore
 İnvajinasyon  İnvajinasyon  İdrar yolu enfeksiyonu  Mittelschmerz
 Malrotasyon/Volvulus  Malrotasyon/Volvulus  Travma  Pelvik inf.hastalık
 Boğulmuş fıtık  Travma  Tonsillofarenjit  Over hastalıkları
 Hirschprung hastalığı  Tonsillofarenjit  Pnömoni
 Orak hücreli anemi  Orak hücreli anemi
 Meckel divertikülü  Henoch-Schönlein
 Henoch-Schönlein  Mezenter lenfadenit
 Mezenter lenfadenit  FMF
 FMF  Diabetes Mellitus

 Kronik karın ağrısı

  • Kronik veya tekrarlayan karın ağrısı,en az iki ay süre ile devam eden, sürekli veya en az haftada bir kez aralıklı olan ağrılardır.
  • 2 alt grupta incelenirler.
    – Organik karın ağrısı
    – Fonksiyonel karın ağrısı
  • Organik karın ağrısı, çeşitli sistemlerin,yapısal,biyokimyasal veya fizyolojik bozuklukları nedeni ile oluşurlar.
  • Kronik karın ağrılarının %30’da organik nedenler etkendir.

Fonksiyonel karın ağrısı

  • Biyokimyasal veya yapısal bir anormallik yoktur.
  • Testler ve fizik muayene normaldir.
  • Fonksiyonel  gastrointestinal bozukluklar beş gruba ayrılır.
    1- Fonksiyonel dispepsi
    2- İrritabl bağırsak sendromu
    3- Karın migreni
    4- Çocukluk çağı fonksiyonel karın ağrısı
    5- Fonksiyonel karın ağrısı sendromu
Fonksiyonel dispepsi için tanı kriterleri
Aşağıdakilerin tümünü içermelidir.
1- Üst abdomende(umbilukus üzerinde) persistan veya tekrarlayan ağrı veya rahatsızlık hissi
2- Defekasyonla düzelmeme veya dışkı sıklığı veya kıvamında değişiklikle başlamama
3- Semptomları açıklayacak inflamatuvar,anatomik,metabolik veya neoplastik hastalık olmaması
Kriterlerin haftada en az bir kez olacak şekilde tanıdan önce en az 2 ay süre ile olması

 

İrritabl bağırsak sendromu için tanı kriterleri
Aşağıdakilerin tümünü içermelidir.
1- Zamanın en az %25’inde aşağıdakilerden en az ikisi ile ilişkili karın ağrısı

  • Defekasyonla düzelme
  • Dışkı sıklığında değişiklik ile başlama
  • Dışkı kıvamında değişiklik ile başlama
2- Semptomları açıklayacak inflamatuvar,anatomik,metabolik veya neoplastik hastalık olmaması
Kriterlerin haftada en az bir kez olacak şekilde tanıdan önce en az 2 ay süre ile olması

 

Karın migreni için tanı kriterleri
Aşağıdakilerin tümünü içermelidir.
1- En az 1 saat süren paroksismal yoğun,akut periumbilikal ağrı atakları
2- Arada haftalar veya aylar süren sağlıklı dönemler
3- Normal aktiviteyi etkileyen ağrı
4- Aşağıdakilerden en az ikisi ile ilişkili ağrı

  • İştahsızlık
  • Bulantı
  • Kusma
  • Başağrısı
  • Fotofobi
  • Solukluk
5- Semptomları açıklayacak inflamatuvar,anatomik,metabolik veya neoplastik hastalık olmaması
Son 12 ayda en az 2 kez kriterlerin tamamlanması

 

Fonksiyonel karın ağrısı için tanı kriterleri
Aşağıdakilerin tümünü içermelidir.
1- Epizodik veya devamlı karın ağrısı
2- Diğer fonksiyonel Gİ hastalıklar için yetersiz kriterler
3- Semptomları açıklayacak inflamatuvar,anatomik,metabolik veya neoplastik hastalık olmaması
Kriterlerin haftada en az bir kez olacak şekilde tanıdan önce en az 2 ay süre ile olması

 

Fonksiyonel karın ağrısı sendromu için tanı kriterleri
Zamanın en az %25’inde fonksiyonel karın ağrısı ve aşağıdakilerden en az birinin varlığı
1- Günlük aktivitede bir miktar etkilenme
2- Başağrısı,eklem ağrısı ve uyuma güçlüğü gibi ek somatik semptomlar
Kriterlerin haftada en az bir kez olacak şekilde tanıdan önce en az 2 ay süre ile olması

 

Psikolojik Faktörler

  • Psikolojik faktörler,santral ve enterik sinir sistemi arasındaki bağlantıyı artırır ve bunun
    sonucunda viseral hipersensitivite ortaya çıkar.

Klinik Yaklaşım

  • Öykü
  • Fizik muayene
  • Laboratuvar
  • Görüntüleme ve endoskopik inceleme

z3

  • Karın ağrısının değerlendirilmesinde öykü çok önemlidir.
  • Öykü mümkünse ebeveyn ve çocuk ile ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
  • Fizik muayene sırasında hastanın yüz mimikleri,solunum şekli,vücut postürü ve hareketleri gözlenmelidir.
  • Hastanın boyu ve kilosu,büyüme eğrisi kontrol edilir.
  • Pubertal evreleme yapılır.
  • Karın muayenesinde inspeksiyon ile distansiyon,peristaltik hareketler gözlenir.
  • Karnın oskültasyonu ile bağırsak seslerinde azalma ya da artma değerlendirilir.
  • Artış ishal veya kısmi tıkanıklığı düşündürürken,azalma ileusu akla getirebilir.
  • Ayrıca abdominal aortta üfürüm açısından dikkatli olunmalıdır.
  • Karın palpasyonunda,hassasiyetin lokalizasyonundan yararlanılır.
  • Defans ve rebound peritoneal irritasyon varlığını gösterir.
  • Palpasyonla ayrıca organların büyümesi ve kitle varlığına bakılır.
  • Rektal muayenede mutlaka yapılmalıdır.(Anal fissür,fitül,skin tag,tuşede kan varlığı)
  • Kronik karın ağrısı olan hastalarda alarm bulbularından herhangi birinin varlığı durumunda laboratuvar,
    radyolojik ve endoskopik incelemeler yapılabilir.
  • Alarm bulgu bulunmadığı sürece incelemeler minimal tutulur.
Alarm Semptomları
Öykü Fizik muayene
5 yaşından önce başlangıç Büyüme geriliği
Göbekten uzaklaşan lokalize ağrı Sarılık
İnat eden sağ üst/sağ alt kadran ağrısı Solukluk
Uykudan uyandıran ağrı Ateş
Yutma güçlüğü Perirektal hastalık(Skin tag,fissür)
İnatçı kusma İstemsiz kilo kaybı
Gastrointestinal kan kaybı Eklem şişliği,kızarıklığı
Gece olan ishal Organomegali
Ailede inflmatuvar bağırsak hastalığı Laboratuvar
Püberte gecikmesi Anemi
Artrit,aftöz ülserler Sedimentasyon,Transaminaz yüksekliği
Çölyak hastalığı veya peptik ülser öyküsü Dışkıda gizli kan pozitifliği
Dizüri,hematüri,flank bölgesinde ağrı  Anormal idrar analizi

 

Urgancı,N.Çocuklarda karın ağrısına yaklaşım.(Temmuz-Ağustos 2015)Klinik Tıp Pediatri.Cilt:7Sayı:4(13 Ekim 2015)

Çocuklarda Başağrısı

Çocuklarda Başağrısı

  • Başağrısı,kafatası içinde veya dışında oluşan sorunlar nedeniyle çıkan rahatsızlık hissidir.
  • Başağrısı nedenleri değerlendirildiğinde ;
    – %39’unun viral hastalığa,
    – %16’sının sinüzite,
    – %16’sının migrene,
    – %6’sının post-travmatik,
    – %5’inin gerilim tipi başağrısına,
    – %5’inin farenjite bağlı olduğu bulunmuştur.

Sick Child With Headache z1   z2

  • Tanıda kapsamlı öykü alınması esastır.
  • Çocukların yaş gruplarına göre sorulara verecekleri cevap farklılık göstermektedir.
  • Küçük çocuklar başağrısını tanımlayamadıkları için ağrıya huzursuz olarak,sallanarak,bir kenara çekilerek reaksiyon gösterebilirler.
  • Bu nedenle,küçük çocuklar için anne babalara sorulan sorular daha çok davranış üzerinden olmalıdır.
  • Uluslararası başağrısı komitesi’nin başağrısı öyküsü alırken sorulmasını önerdiği sorular;
    – Ne kadar süredir başağrısı var?
    – Başağrısı tek bir karakterde mi,yoksa birden fazla karakterde mi?
    – Ağrı neye benziyor?
    – Ağrı nerede oluyor?
    – Başağrısı hangi sıklıkla oluyor? Ne kadar sürüyor?
    – Ağrıyı neler azaltıyor ya da artırıyor?
    – Başağrısı başladığında yaptığı işi bırakıyor mu?
    – Mide bulantısı,kusma,uyuma,baş dönmesi gibi başka yakınmalar var mı?
    – Ağrı genelde günün hangi saatinde oluyor?
    – Ağrının başlayacağını işaret eden belirtiler var mı?
    – Ağrılar için hiç ilaç aldı mı?
    – Ağrıyı etkileyebilecek başka tıbbi sorunlar var mı?
    – Gece ağrı ile uyanıyor mu?
    – Başağrısı sırasında hiç kan basıncı ölçüldü mü?
    – Ailede başka başağrısı olan var mı?
  • Ağrının özellikleri tanıya götürmede yardımcı olabilir.
    – Yeni ortaya çıkan ve sık yineleyen ağrı,
    – Tek taraflı ve uzun süreli ağrı,
    – Daha önceki ağrı paterninin kötüleşmesi,
    – Gece ağrı ile uyanma,
    – Uyandığında başağrısının olması,
    – Fokal nörolojik belirtiler,beyinde yer kaplayan lezyonlar açısından acilen incelenmelidir.

z4  z3

Başağrısı Sınıflaması
             Klinik seyire göre yapılan sınıflama yaygın olarak kullanılmaktadır.Buna göre;
             1- Akut başağrıları
             2- Akut tekrarlayıcı başağrıları
             3- Kronik progresif başağrıları
             4- Kronik non-progresif başağrıları olarak sınıflandırılırlar.

Akut başağrıları

  • Ani başlayan,şiddeti artan tek atakla kendini gösteren başağrılarıdır.
  • Çocuğun daha öncesinde,başağrısına ait hiçbir hikayesi yoktur.
  • Başağrısı generalize veya lokalize olabilir.
  • Akut başağrısı tarif eden bir çocukta,nörolojik bir belirti veya bulgular saptanırsa erken tanı önemlidir.
  • Akut generalize baş ağrısı olan çocukların;
    – %39’da santral sinir sistemi dışı enfeksiyonlar,
    – %19’da gerilim tipi başağrısı,
    – %9’unda travma,
    – %5’inde vaskuler nedenler,
    – %5’inde hipertansiyon saptanmıştır.
  • Akut lokalize başağrısı olan çocuklarda;
    – Sinüzit,otit,
    – Okuler bozukluklar,
    – Diş hastalıkları,
    – Temporomandibuler eklem bozuklukları,
    – Kafa travması nedenler arasındadır.

Akut tekrarlayıcı başağrısı

  • Başağrısı,aralıklarla tekrarlar ve ağrılı dönemlerin arasında,ağrısız dönemler mevcuttur.
  • Küme başağrıları,kronik paroksisml hemikrani ve egzersiz sonrası başağrıları bu grupta yer alır.
  • Akut tekrarlayıcı başağrısının klasik örneği ve en sık nedeni migren başağrılarıdır.

Kronik progresif başağrıları

  • Bu tip başağrılarında,ağrının şiddeti ve sıklığı gittikçe artar.
  • Genellikle başağrısına kusma,letarji,kişilik değişiklikleri,ataksi,güçsüzlük ve görme problemleri,
    konvülziyonlar gibi kafaiçi basınç artışı belirtileri eşlik eder ve sıklıkla ilerleyicidirler.
  • Hidrosefali,beyin tümörü,psödötümör serebri,beyin absesi ve kronik subdural hematom bu gruba örnektir.
  • Bu grup hastaların bir kısmında nörolojik muayene normal bulunabilirken,diğer bir kısmında papil ödemi,
    6.kraniyal sinir paralizisi ve lokalize nörolojik bulgular saptanabilir.

Kronik non-progresif başağrıları

  • Gerilim tipi başağrıları veya kas kontraksiyonu başağrısı olarak da tanımlanır.
  • Ağrı çok sık olabilir.
  • Her gün belli bir zamanda ortaya çıkabilir
  • Şiddeti hafiften orta dereceye kadar değişebilir.
  • Kafaiçi basınç artışına ait bir semptom veya ilerleyici nörolojik hastalık bulgusu eşlik etmez.
  • Hastanın nörolojik muayenesi normaldir.
  • Başağrıları sıklıkla stres ile ilişkilidir.

Mikst(karışık) tip başağrısı

  • Bu tip başağrısı yukarıdakilerin kombinasyonu şeklindedir.

 Başağrılı çocuğun değerlendirilmesi

  • Detaylı öykü,
  • Detaylı sistemik ve nörolojik muayene,
  • Başağrısının primer ya da sekonder olup olmadığının ayırımı,
  • Öyküye göre laboratuvar analizi ve/veya görüntüleme

z1

  • Çocuklarda akut,non-travmatik başağrılarının çoğu kolaylıkla tedavi edilebilen ÜSYE,sinüzit ya da migren sonucudur.
  • Bunun dışındaki sekonder sebeplere bağlı başağrılarında öncelikle altta yatan sebep tedavi edilmelidir.
  • Tekrarlayan başağrılarının yani migren tedavisinde ise;
    – Presipite eden etkenlerin saptanması ve uzaklaştırılması
    – Profilaktik tedavi ve non-farmokolojik tedavi yani davranış tedavisi uygulanmalıdır.

Görüntüleme kriterleri

  • Kısa süre içinde tek veya tekrarlayan şiddetli başağrısı
  • Kronik progresif ağrı ya da ağrının karakterinin değişmesi
  • KİBAS düşündüren ağrı ya da KİBAS bulgusu
    – Sabah erken saatlerde ağrı
    – Uykudan ağrı ile uyanma
    – Kusma,sabah kusmaları
    – Öksürme ile ağrının artması
  • Eşlik eden semptomlar
    – Kişilik,bilinç,davranış değişikliğ
    – Görme bozuklukları
    – Ateş
    – Nöbet
  • Nörokutan hastalık ya da sistemik hastalık öyküsünün varlığı,kafa travması öyküsü
  • 3 yaşından küçük çocuklar
  • Nörolojik bulgusu olan çocuklar

Erdağ,G.Ç.Çoçukluk Çağı Başağrıları.(Temmuz-Ağustos 2015)Klinik Tıp Pediatri.cilt:7.sayı:4 (12 ekim 2015)

 

Çocuklarda Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)

Çocuklarda yüksek tansiyon (Hipertansiyon)

  • Kan basıncı yüksekliği hipertansiyon olarak adlandırılır.
  • Çocuklarda kan basıncı değerleri yaş,boy ve cinse göre değişmektedir.
  • %90.persantilin altındaki kan basıncı değerleri normal,
  • %90-95 persantiller arasındaki kan basıncı değerleri yüksek-normal,
  • %95.persantilin üstündeki değerler ise  hipertansiyon olarak kabul edilir.

z4

  • Hipertansiyon nedenleri yaşa göre farklılıklar gösterir.
  • Çocuklarda acil hipertansiyon az görülür,ancak yaşamı tehdit edebilir.
  • Acil hipertansiyonu olan çocuklar genellikle santral sinir sistemi,kalp ve böbrek ile ilişkili yakınmalarla başvururlar.
Çocuklarda hipertansiyon nedenleri
Yenidoğan >1 yaş 1-6 yaş 6-12 yaş 12-18 yaş
Renal arter trombozu Aort koarktasyonu Renal parankimal hast. Renal parankimal hast. Esansiyel hipertansiyon
Renal arter stenozu Renovaskuler hastalık Renovaskuler hastalık Renovaskuler hastalık Iatrojenik
Renal ven trombozu Renal parankimal hast. Aort kaorktasyonu Esansiyel hipertansiyon Renal parankimal hast.
Konjenital renal anomaliler Wilms tümörü Aort kaorktasyonu Renovaskuler hastalık
BPD (Bronkopulmoner displazi) Nöroblastom Endokrin nedenler Endokrin nedenler
PDA (Patent ductus arteriosus) Endokrin nedenler Iatrojenik Aort kaorktasyonu
IVK (İntraventriküler kanama) Esansiyel hipertansiyon

z2

Kan Basıncı Ölçümü
  • Çocuklarda hipertansiyon tanısı erişkinlere göre daha zor olmaktadır.
  • Doktor korkusu,günlük aktiviteler nedeni ile tek bir ölçüm ile karar vermek zordur.
  • Yüksek değerler saptandığında 3 ölçüm yapılmalıdır.
  • Kan basıncı ölçümü sırasında çocuk sakin olmalıdır.
  • Rahat oturmalı en az beş dakika istirahat etmelidir.
  • Ağlayan çocuklarda özellikle sistolik basınç (büyük tansiyon) 20 mmHg  kadar yükselir.
  • Ölçüm sağ koldan yapılmalı,kol ile kalp aynı hizada olmalı,manşon basıncı yavaş yavaş düşürülmelidir.
  • Çocuklarda kan basıncı ölçümünde dikkat edilecek en önemli nokta tansiyon aleti manşonunun boyutudur.
  • Manşon içindeki şişen lastik torba, kolu çevreleyecek kadar uzun olmalı,
  • Torbanın eni de çocuğun üst kol mesafesinin 2/3’ünü kaplamalıdır.
  • Eni dar manşonlarla yapılan ölçümlerde, kan basıncı yanlış olarak  yüksek saptanır.

Kan basıncı ölçüm yöntemleri
Sfigmomanometreler
Flush yöntemi
Doppler ultrason yöntemi
Ambulatuar Holter monitorizasyonu

  • Sfigmomanometreler genellikle 3 yaşından büyük tüm çocuklarda uygulanabilir.
  • Kan basıncı yatar ya da otururken ölçülebilir.
  • Manşon çocuğun üst kolunun 2/3’ünü kaplayacak genişlikte olmalıdır.
  • Civalı aletlerle yapılan kan basıncı ölçümleri hala altın standarttır.

   z2   z

  • Flush yöntemi ile ortalama kan basıncı ölçülür.
  • Flash yönteminde, manşon bir kolun üst kısmına geçirildikten sonra  kolun alt kısmı elastik bandajla sıkıca  sarılır.
  • Manşon içindeki basınç 200 mmHg’ ya yükseltilir ve elastik bandaj çözülür.
  • Manşon basıncı yavaş yavaş düşürülürken soluk olan kolun  pembeleştiği andaki basınç, ortalama kan basıncıdır.
  • Doppler ultrason yöntemi
  • Ultrasonik dalgalardan yararlanılarak kan basıncı ölçülür.
  • Doğruluk ve güvenirliliği açısından tüm tekniklere göre üstündür.
  • Yenidoğan,prematüre ve küçük süt çocuklarında ise en doğrusu doppler ultrasonografi tekniğini kullanmaktadır.
  • Manşon ekstremiteye bağlanır,Doppler aleti çalıştırılır ve kan basıncı ölçümü yapılır.
  • Ambulatuar Holter monitorizasyonu
  • Daha çok yüksek tansiyonun değerlendirilmesinde ve ilaç tedasi sırasında kullanılır.
  • Kola takılan uygun boyutta bir manşon, kayıtları değerlendiren bilgisayar programından(Holter cihazı) oluşur.
  • Genellikle 24 saat süre ile periyodik kan basıncı ölçümü ve kaydı gerçekleşir.
  • Kayıt bittikten sonra ölçümler liste ya da grafik olarak alınır.

z3

  • Aletlerin doğruluğu,doğru kan basıncı ölçümü için vazgeçilmezdir.
  • Aletlerin doğruluğunun test edilmesi için üç farklı protokol vardır.
    1- Advancement of Medical Instrumentation
    2- British Hypertension Society,
    3- European Society of Hypertension Working Groupon Blood Pressure Monitoring
  • Ölçümde kullanılan aletler bu protokollerden geçerlilik almış olanlardan tercih edilmelidir.
    Yaş gruplarına göre önerilen manşon boyutları
    Yaş En (cm) Boy (cm)
    Yenidoğan 2,5-4 5-9
    Süt çocuğu 4-6 11,5-18
    Çocuk 7,5-9 17-19
    Erişkin 11,5-13 22-26
    Şişman 14-15 30,5-33
    Uyluk 18-19 36-38

z

Çocuklarda kan basıncının yaklaşık 95.persantil değerleri
Yaş Kan basıncı (mmHg)
7.güne kadar 95/
8-30 gün 105/
<2 yaş 110/75
3-5 yaş 115/75
6-9 yaş 120/80
10-12 yaş 125/80
13-15 yaş 135/85
16-18 yaş 140/90


Düzova,A.Çocuklarda Hipertansiyon Tedavisi.(23 Eylül 2010)http://www.tsn.org.tr/folders/file/hekimlik/salon1/Ali_Duzova.pdf.(07 Eylül 2015)
Akman,S.Çocukluk Çağında Hipertansiyon.(31.01.2010)http://www.semaakman.com.tr/dersler/Hipertansiyon.pdf(07 Eylül 2015)
Dilek,M.Kan basıncı ölçümü gerçekten kolay mı?http://www.tsn.org.tr/folders/file/hekimlik/salon1/Melda_Dilek.pdf(07 Eylül 2015)

Enürezis (İdrar kaçırma,altını ıslatma)

z

Enürezis (idrar kaçırma,altını ıslatma)

  • Enürezis : 5 yaş ve üstündeki çocuklarda birbirini takip eden en az 3 ay boyunca, haftada en az 2 kez,
    uygun olmayan yer ve zamanda,istemsiz idrar kaçırması enürezis olarak adlandırılır.
  • Enürezis, çocukluk çağının en sık karşılaşılan sorunlarından birisidir.
  • Primer Enürezis : Doğumdan itibaren idrar kontrolünün hiç sağlanamamasıdır.
  • Sekonder Enürezis : İdrar kaçırmanın 6 aydan uzun süren bir kuru dönemden sonra tekrar başlamasıdır.
  • Enürezis kontiniuum : Gece ve gündüz idrar kaçırmadır.
  • Enürezis Diurna : Gündüz idrar kaçırmadır.
  • Enürezis Nokturna : 5 yaş üstündeki çocukların istemsiz olarak gece altını ıslatmasıdır.
  • Enürezis nokturna 2 grupta incelenir.
    1- Basit Monosemptomatik (Basit)
    2- Monosemptomatik olmayan (Komplike)
  • Basit enürezis nokturna da gece altı gece altını ıslatma dışında gün içinde herhangi bir belirti yoktur.
  • Komplike nokturna da ise gece altını ıslatma dışında bazı belirtiler veya yakınmalar vardır.Bunlar;
    – Gündüz uyanık iken idrar kaçırma
    – Yetişememe şeklinde idrar kaçırma
    – Sık idrar yapma (gündüz 8’den fazla)
    – İdrarını tutma ve idrar yapma sayısında azalma(günde 4’den az)
    – Çaprazlama ve çömelme gibi idrar tutma manevraları
    – İdrar yolu enfeksiyonu
    – Kabızlık ve kaka kaçırma
  • Kabızlık durumunda,fekalomlar mesane duvarına bası yaparak mesanenin tam kapasiteye çıkmasını engelleyebilir.

  z6

Tanı

  • Öncelikle monosemptomatik enürezis olup olmadığına karar verilir.
  • Enürezise neden olabilecek tıbbi sorunların ayırımı yapılır.
  • Enürezis vakalarının %97-98’inde organik bir neden yoktur.
  • Ancak sinir sistemi problemleri,dikkat eksikliği hiperaktivite sendromu,diyabet mellitus enürezis nedenleridir.
  • Fizik muayenede karın,sırt bölgesi ve genital organlar değerlendirilir.
  • Sırt muayenesinde özellikle sacral bölgede sacral disrafizme ait kıllanma veya renk değişikliği araştırılır.
    Öykü
    – İşeme alışkanlıkları
    – Dışkılama alışkanlıkları
    – Sıvı alma alışkanlıkları
    – Uyku özellikleri
    – Psikolojik durumları
    – Ailede enürezis öyküsü
    İşeme günlüğü
    – En az 2 gün süre ile idrar yapma sıklığı,idrar miktarı, kaçırma sayı ve saatlerinin kaydı tutulur.
    – Gece kaçırmaları için bir haftalık kayıt tutulur.
  • Uyku alışkanlıkları sorgulanırken uyarıyla uyandırabilme özelliği sorgulanır.
  • Özellikle çocukta ruhsal durumu etkileyebilecek olay varlığı araştırılır.
  • Arkadaş edinme,arkadaş ilişkisi,aile içi uyum,okul başarısı gibi durumlar değerlendirilir.

z

Genetik faktörler

  • Her iki ebeveynde varsa %75,
  • Bir ebeveynde varsa %45,
  • Ebeveynlerde yoksa %15,
  • Tek yumurta ikizlerinde %68,
  • Çift yumurta ikizlerinde %36 oranında görülür.

Laboratuvar

  • Monosemptomatik enüresisde sadece idrar analizi(TİT) yeterlidir.
  • Gündüz semptomları olan çocuklarda US ile mesane duvar kalınlığının ölçülmesi,
    işeme sonrası rezidüel idrar miktarı,miksiyonel sistoüretrogram,üroflovmetri(idrar akım hızı) yapılabilir.
  • Nörolojik sorun durumunda direkt grafi ve/veya MR istenebilir.

z2

Tedavi
Destekleyici tedavi

  • Aile ve çocuk tedavinin aktif bir parçasıdır.
  • Alınacak önlemler çocuk ve aileye anlatılır,ayrıntılı bilgi verilir.
  • Motivasyonlar önemlidir.
  • Tedavi kararı ve zamanı aile ve çocuğun durumuna göre beraberce belirlenir.
  • 5 yaşından önce tedaviye başlanılmamalıdır.
  • Tedavi yaşı genellikle okula başlama yaşıdır.
  • Ancak çocuğun ve ailenin kararına göre daha erken veya daha geç de başlanabilir.
  • Destekleyici tedavi tek başına yeterli olmamaktadır,bu nedenle diğer tedavi yöntemleri ile beraber uygulanır.
    Özgün Tedavi
  • Noktürnal enürezisi olanlarda desmopressin tedavisi,
  • Uyanma güçlüğü olan çocuklarda alarm tedavisi,
  • Mesane kapasitesi düşük olan veya detrusor instabilitesi olanlarda
    mesane fonksiyonlarının düzenlenmesi ve antikolinerjikler daha yararlı olur.
       z3     Wrist alarm for bedwetting
  • Alarm tedavisi
  • Özellikle uyanma sorunu olan çocuklarda en etkili yöntemdir.
  • Çocuk idrar yaptığında alarm çalarak çocuğu uyandırır.
  • Bir süre sonra  mesane dolduğunda idrar kaçırmadan uyanmanın sağlanması amaçlanır.
  • Uzun süreli bir tedavi yöntemidir.
  • Uygulaması zor ve fedakarlık gerektiren bir yöntemdir.
  • Aile ve çocuğun motive olması önemlidir.
  • Tedavi etkili olmasına karşın her aile için uygun olmayabilir.
  • En önemli başarısızlık nedeni ailenin uyumsuzluğudur.
  • Ailelerin %10-30’u tedaviyi tamamlayamamaktadır.
  • Her alarm çalmasında çocuk tuvalete götürülür.
  • Etkinlik açısından en az 6-8 hafta uygulanır.
  • Olumlu yanıt alınırsa tedaviye en az 3-5 ay devam edilir.
  • Başarı oranı %65-75’tir.
  • Relaps riski (tekrarlama) 6 aylık takipte %15-30’dur.
  • Relaps sonrası tekrar tedaviye başlanıldığında benzer sonuçlar elde edilir.
  • Farklı tip alarmların etkinlikleri arasında fark bulunmamaktadır.
  • Özellikle 8 yaş altında uyumlu ve ilgili ailesi olan,mesane kapasitesi yeterli ve noktürnal poliürisi
    olamayan çocuklarda başarı şansı daha yüksektir.
  • Ancak aile takibinin yetersiz,ailenin bu duruma stresli yaklaşımı,aile düzeninin olmaması,çocuğun uyumsuzluğu,alarm sesinin çocuğu uyandırmaya yetmemesi,çocuğun gecede birden fazla yatağını ıslatması gibi durumlarda başarı şansı düşüktür.
  • İlaç tedavisi (Desmopressin)
  • Desmopressin,antidiüretik etkisi ile hem idrar üretimini azaltır hem de idrar konsantrasyonunu artırır.
  • Yarı ömrü 1,5-3 saattir.
  • Monosemptomatik noktürnal enürezisli çocukların çoğunda vazopressin hormonunun normal ritmi görülmez.
  • Yani vazopressin hormonunun gece daha fazla salgılanması gerekir.
  • Gece bu artış olmadığında noktürnal enürezis gelişir.
  • Bu nedenle özellikle noktürnal poliürisi olan hastalar desmopressin tedavisine iyi cevap verirler.
  • Etkinliği %60-70’dir.
  • Uygulaması kolay ve hızlı etkilidir.
  • Evden geçici süre ayrılma durumlarında,okul gezilerinde kullanıldığında hemen etkili olabilmektedir.

Z

  • Desmopressin’nin tablet,melt ve nazal formları bulunmaktadır.
  • İntranazal formun primer enüreziste kullanımı birçok ülkede kaldırılmıştır.
  • Hastalar arasındaki absorpsiyon farklılıkları ve hiponatremi gözlenmesi nedeniyle kullanımı önerilmemektedir.
  • Desmopressin’nin ağızda kolay eriyen sublingual(dil altı) formu son yıllarda sık kullanılmaktadır.
  • Önerilen melt formu 120-240 mikrogram arasındadır.(maksimum 360 mikrogram)
  • Melt formu yatmadan yarım-bir saat önce kullanılır.
  • Tedavi sırasında 3 ayda bir 1-3 hafta tedaviye ara verilerek ettkinliği kontrol edilir.
  • Eğer yakınmalar başlarsa tekrar etkin doza geçilir.
  • Yan etkiler ve maliyet açısından en düşük etkin doz uygulanır.
  • Uzun süreli kullanımda güvenliliği gösterilmiştir.
  • Yan etki riski özellikle sıvı kısıtlamasına uyan hastalarda çok düşüktür.
  • Desmopressin kullanım sırasında yatmadan bir saat öncesinden sıvı alımı kesinlikle engellenir.
  • Akşam yemeğinde de fazla sıvı tükemi kısıtlanır.
  • Böylece su zehirlenmesi ve hiponatremi(Sodyum’un azalması) riski önlenir.
  • Hiponatreminin eşlik ettiği beyin ödemi ve konvülziyon en ciddi yan etkilerdir.
  • Desmopressine yanıtsızlığın en sık sebebi gece azalmış mesane kapasitesidir.
  • Diğer sebepler ise gece sıvı kıstlamasına uyumsuzluk,gece artmış solut atılımı,desmopressinin etkisinin azalmasıdır.
  • Desmopressin  noktürnal poliürisi olan,haftalık altını ıslatma sayısı daha az,mesane kapasitesi normal olan,
    gündüz semptomları olmayan ve aile öyküsü pozitif olan çocuklarda daha etkili bulunmuştur.
  • İlaç kesilmesinden sonra relaps riski oldukça yüksektir.
  • Dirençli hastalarda alarm tedavisi ile birlikte kullanımı önerilmektedir.
  • İlaç ve alarm tedavisinin beraber uygulanmasının tedavi başarısını artırdığı gösterilmiştir.
  • Tedaviye cevap alınamama durumunda ilaç dozu artırılabilir,yine cevap alınamazsa alternatif tedavi yöntemlerine geçilir.
  • Antikolinerjik ilaçlar
  • Oxybutinin en sık kullanılan ilaçtır.
  • İnhibe edilemeyen detrusor kasılmalarını engeller.
  • Oxybutinin,gece azalmış mesane kapasitesi ve artmış mesane aktivitesi olan veya gündüz semptomları olan ,
    desmopressin’e yanıt vermeyen monosemptomatik enürezisli çocuklarda etkili olabilmektedir.
  • Özellikle bir gecede ikiden fazla kaçırması olan çocuklarda daha etkili olduğu belirtilmektedir.
  • Antikolinerjik ilaçlar genellikle iyi tolere edilirler.
  • Ancak ağız kuruluğu,baş dönmesi,kabızlık,yüzde kızarıklık,sıcak intoleransı gibi yan etkiler görülebilir.
  • Ayrıca işeme sonrası rezidüel volümün artmasına yol açabilir ve mesanenin tam boşalmasını engelleyebilir.
  • Trisiklik antidepresanlar
  • İmipramin en sık kullanılan ilaçtır.
  • Monosemptomatik enürezis tedavisinde yeri kısıtlıdır.
  • Bu grup ilaçların tedavi dozunda bile ciddi,öldürücü kardiyak yan etkileri olduğu gösterilmiştir.
  • Özellikle yüksek doz kullanımında ani ölümlere neden olabilmektedir.
  • Özel durumlar dışında kullanılmamaktadır.
  • Diğer tedaviler
  • Diklofenak ve indometazin kullanılması,akapunktur,davranış terapisi,hipnoz gibi tedavi seçenekleri
    sağlam veriler olmaması nedeniyle çocuklarda önerilmemektedir.
  • Tedavinin izlemi
  • Hasta mutlaka 2-4 hafta içinde  kontrole çağrılır.
  • Seçilen tedavinin başarısı,ailenin ve çocuğun uyumu değerlendirilir.
  • Tedavinin devamında izlenecek yol kararlaştırılır.

Desmopressin Melt Kullanımı

Desmopressin Melt başlangıç dozu olarak
120mcg iki hafta süre yatmadan yarım-bir saat önce verilir.
Kuruluğun tam olarak sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilir.
EVET SAĞLANDI.
HAYIR SAĞLANMADI.
İlaca 3 ay süre ile devam edilir. İlaç dozu 240 mcg’a çıkılır.
Hasta 2 hafta sonra değerlendirilir.
Sonra 1 hafta süre ilaç verilmez.
Kuruluğun devam edip etmedeği gözlenir.
Kuruluk sağlanmamışsa başka tedavi eklenebilir.
Kuruluk devam ediyorsa ilaç dozu azaltılarak kesilir. Kuruluk sağlanmışsa
ilaç 3 ay süre kullanılır.
Kuruluk devam etmiyorsa desmopresine 3 ay daha devam edilir. Sonra 1 hafta süre ile ilaç verilmez.
Kuruluğun devam edip etmedeği gözlenir.
Daha sonra yine 1 hafta ilaç verilmez.
Kuruluğun devam edip etmediği gözlenir ve hasta değerlendirlir.
Kuruluk devam ediyorsa ilaç dozu azaltılarak kesilir.
Kuruluk devam etmiyorsa desmopresine 3 ay daha devam edilir.
Daha sonra yine 1 hafta ilaç verilmez.
Kuruluğun devam edip etmedeği gözlenir ve hasta değerlendirlir.

 

 

Türkiye Enürezis Kılavuzuwww.peduro.org.tr/docs/tek.pdf(1 Eylül 2015)
Cengiz,N.Primer Nokturnal Enuresiz’de Patofizyoloji ve Tanı.
www.baskent-adn.edu.tr/nefroloji/ENURESIZ%20NOKTURNA.pdf(1 Eylül 2015)

Çocuklarda Konjonktivit

Çocuklarda Konjonktivit

  • Konjonktiva, göz kapaklarının iç yüzünü ve göz küresinin ön yüzünü örten saydam zardır.
  • Konjonktivit,gözün konjuktiva tabakasının iltihabıdır.
  • Çocuklarda konjonktivitler genellikle iyi seyirlidir ve kendini sınırlar.
  • Konjonktivit nedenleri yaşa bağlı değişiklikler gösterir.
  • Çocuklarda en sık enfeksiyon,allerji ve kimyasallara bağlı konjonktivitler görülür.

z6

Klinik belirtiler

  • Konjonktivitlerin belirti ve bulguları birbirine benzerdir.
  • Konjonktiva dokusu lokal ya da yaygın olarak ödemli ve hiperemiktir.
  • Ayrıca sulu,mukoid veya pürülan akıntıda eşlik eder.
  • Konjonktivit kırmızılığı limbusa uzanmaz.(Limbus,kornea ve skleranın birleşme yeridir.)

z4

  • Genellikle kapak ve bulber konjonktivanın birleşim bölgesinde yoğunlaşır.
  • Limbus tutulumu olduğunda keratit veya üveit düşünülür.
  • Adenoviral keratokonjonktivitler dışında göz küresinde ağrı ve fotofobi oluşmaz.
  • Kaşınma,yabancı cisim hissi daha çok alerjik konjonktivitlerde oluşur.
  • Temiz veya mukoid akıntı durumunda alerjik veya viral,
  • Sarı-yeşil ve sık göz temizlik gereken pürülan akıntı durumunda bakteriyel etkenler düşünülür.
  • Konjonktivitlere ışık refleksi (pupilla) etkilenmez.
  • Işık refleksinin etkilendiği durumlarda üveit,retina hasarı ve optik nöropati ayırt edilmelidir.

 Akut bakteriyel konjonktivitler

  • Yenidoğan dönemi dışında,bakteriler virüslere göre iki kat daha fazla akut konjonktivitten sorumludur.
  • H.Influenza,S.Pneumoniae ve Branhamella M.catarhalis en sık saptanan etkenlerdir.
  • Stafilokokların konjonktivit oluşumundaki rolleri tartışmalıdır.
  • Gözde kaşınma,yanma,mukopürülan akıntı,göz kapağında ödem veya konjonktival eritem başlıca belirtilerdir.

z2 z z8

  • Başlangıç genellikle ani ve tek taraflıdır.
  • 48 saat içinde diğer göze yayılır.
  • Bakteriyel veya viral konjonktiviti ayırmak için tanısal bir bulgu bulunmamaktadır.
  • Ancak bazı ipuçları tanıya yardımcı olabilir.
  • Okul öncesi dönemde olması,iki taraflı olması,beraberinde otit olması bakteriyel konjonktivit lehinedir.
  • Tanıyı desteklemek için konjonktival eksüdalardan gram boyama yapılabilir.
  • Nadiren,ileri yaştaki çocuklarda N.Gonorherra’ya bağlı konjonktivit görülebilir.
  • Ani başlangıç,bol pürülan akıntı,kapaklarda ödem ve ateş izlenir.
  • N.Gonorherra cinsel temas yolu ile geçtiğinden,bu çocuklar cinsel istismar açısından değerlendirilmeldir.
  • Tedavisinde tek doz seftriakson(50mg/kg,IM) ve pürülan akıntı kaybolanana kadar gözün tuzlu su ile yıkanması yeterlidir.
  • Akut bakteriyel konjonktivit lokal antibiyotiklerle tedavi edilebilmekle beraber kendi kendini sınırlayan bir hastalıktır.
  • Kısa süreli ve basit dozlar şeklinde verilen göz antibiyotikleri tedaviye uyumu ve tedavi etkinliğini artırmaktadır.
  • Genellikle 7-10 gün süre ile geniş yelpazeli lokal antibiyotikli damla veya merhemler kullanılır.
  • Merhemler özellikle okul çağındaki çocuklarda bulanık görmeye neden olabilir.
  • İlaç seçiminde antibiyotiğin etki alanı,yan etkileri,fiyatı ve çocuğun yaşı dikkate alınır.
  • Basitrasin-polimiksin B ve trimeoprim-polimiksin az yan etkiye ve geniş etki alanına sahiptir.
  • Aminoglikozitler gram negatif bakterilere etkili olmasına karşın,streptokoklara etkisi zayıftır.
  • Özellikle uzun süre kullanımında epitelyal toksisite ve korneal ülserasyon yapabileceği bildirilmiştir.
  • Kloramfenikol da geniş yelpazeli bir antibiyotiktir.
  • Ancak göze yerel kullanım durumunda aplastik anemiye yol açabileceği gösterilmiştir.
  • Eritromisin gram pozitif bakterilere ve Klamidya’ya etkili ,
    Haemophilus türleri,B catarhalis,staphilococcus türleri ve gram negatiflere zayıf etkilidir.
  • Florokinolonlar geniş yelpazeli ve yüksek etkili antibiyotiklerdir.
  • Ancak bölgesel irritasyon,gram negatif ve pozitif bakterilere karşı yüksek oranda direnç oluşturmaktadırlar.
  • Akut bakteriyel konjonktivit oluşturan bakterilere karşı,duyarlılık oranlarına göre en etkili antibiyotikler;
    Vankomisin
    Netilmisin
    Kloramfenikol
    Tobramisin
  • Vankomisinin lokal göz damlası bulunmamaktadır.
  • Sonuç olarak başlangıçta, körlemesine tedavi için en iyi seçenekler netilmisin veya tobramisin olabilir.
  • Bazen göz damlaları ile beraber kortikosteroid içeren göz damlaları beraberinde  kullanılabilir.
  • Ancak kortikosteroidli damlalardan;
    Bakterilerin ortadan kalkmasına engel olması,
    Yanlışlıkla konjonktivit tanısı alan herpetik keratitleri kötüleştirmesi,
    Göz içi basıncını artırması nedeniyle kullanımlarından kaçınılır.
  • H.Influenzae’ye bağlı konjonktivit salgınlarında düşük bulaşıcılık söz konusudur.Bu nedenle çocukların izolasyonuna gerek yoktur.
  • Konjonktivitli hastaların 1/4’ünde kulak ağrısı olmasa bile otititis media bildirilmiştir.
  • Bu nedenle bakteriyel konjonktiviti olan bütün çocuklar otit açısından değerlendirilmelidir.

Viral Konjonktivitler

  • Genellikle neden adenovirüstür.
  • Özellikle sonbahar ve kış aylarındaki konjonktivitlerin %20’den sorumludur.
  • Birçok şekli olup hepsi de aşırı dercede bulaşıcıdır.
  • Hastalığın geçisi genellikle enfekte insanla ve bulaşmış eşyalarla doğrudan temas ile olur.
  • Bu yüzden tedavide temel yaklaşım bulaşmayı önlemeye yöneliktir,kişisel hijyene dikkat edilmelidir.
  • Genellikle belirtiler iki taraflıdır.Fakat bir gözde daha erken başlayıp hızla diğer göze geçer.
  • Belirti ve bulgular iki gözde farklı olabilir.
  • Sıklıkla hastanın geçmişte kırmızı gözlü bir kişiyle temas öyküsü ve ÜSYE ‘si vardır.
  • Klinik tablo birkaç hafta sürebilir,kornea tutulumu varsa iyileşmesi aylar alabilir.

z Z5 Z6

  • Adenoviral konjonktivit tanısı genellikle klinik olarak konulur.
  • Tedavide adenoviral konjonktivitin tipine bakılmaksızın destekleyici tedavi uygulanır.
  • Bu amaçla soğuk kompres,suni gözyaşı ve lokal vazokonstriktürler uygulanır.

z  z4 z1

  • İkincil bakteriyel enfeksiyon nadir olduğu için lokal antibiyotik tedavisi gereksizdir.
  • Ancak trimetoprim,polimiksin B gibi geniş yelpazeli antibiyotik kullanımının hastalık
    seyrini kısalttığı için etkili olabileceği bildirilmektedir.
  • Hastalık 7-10 gün içinde iyileşmez veya veziküller mevcutsa herpes simpleks
    tanısı açıısndan göz hekimi konsültasyonu istenmelidir.

Adenoviral konjonktivitler

  • Foliküler konjonktivit
  • Faringokonjonktival ateş
  • Epidemik keratokonjonktivit
  • Akut hemorajik konjonktivit

Akut hemorajik konjonktivit

  • En sık neden enterovirus ve coxsachkie virus grubunu içeren pikarnoviruslardır.
  • Çok bulaşıcıdır.Genellikle epidemiler yapar.
  • Ani gelişen hiperemi ve kemotaktik konjonktiva,subkonjonktival kanama,kapak şişmesi,aşırı sulanma,fotofobi ve ağrı vardır.

z z1

  • Belirtiler 24-48 saatte gelişir ve 3-5 gün sürer,daha sonra yavaşça 10 günde düzelir.

Herpes virus konjonktiviti

  • Birincil enfeksiyon veya nüks olabilir.
  • %80 tek taraflıdır.
  • Göz enfeksiyonlarına en sık olarak HSV-1,yenidoğanlarda ise HSV-2 neden olur.
  • Birincil enfeksiyon en sık 1-5 yaş arasındadır.
  • Doğumdan sonra ilk 5 gün ile 2 hafta içinde konjonktivit ortaya çıkar.
  • Nüks enfeksiyonlar genellikle erişkinlerde olur.
  • Birincil enfeksiyon kendiliğinden iyileşirken,nüksler korneal opasifikasyon ve görme kaybıyla sonuçlanabilir.
  • Foliküler enflamatuvar yanıt,seröz akıntı,preauriküler lenfadenopati başlıca bulgulardır.
  • Ayrıca dudakta veziküller,ÜSYE,gingivostomatit,keratit olabilir.

z2  z3

  • Birincil HSV enfeksiyonunu adenoviral ve klamidyal enfeksiyonlardan ayırt etmek güçtür.
  • Tanı klinik olarak konulur.
  • Şüpheli durumlarda ise viral kültür ve antijen testleri yapılabilir.
  • Tedavisi göz hekimi takibinde yapılmalıdır.
  • Tedavisinde trifluridin,iododeoksiüridin,vidarabin gibi lokal antiviraller,oral asiklovir kullanılır.
  • Enfeksiyonu şiddetlendirebildiği için steroidlerden kaçınılr.

 Alerjik konjonktivitler

  • Alerjik konjonktivit sık nükslerle giden kronik bir hastalıktır.
  • Genellikle sulu,kızarık,kaşıntılı gözlerle başvururlar.
  • Sıklıkla atopik hastalık öyküsü vardır.
  • Daha çok geç çocukluk ve erken erişkin döneminde görülür.

z11 z12 z10

  • İki grup olarak değerlendirilir.
    Akut
    Kronik
  • Akut alerjik konjonktivitler;
    Mevsimsel(polen,ot,çim,toprak)
    Uzun süreli(yıl boyunca olur.Toz,akar,hamam böcekleri en sık etkenlerdir.)
  • Kronik alerjik konjonktivitler;
    Vernal keratokonjonktivit
    Atopik keratokonjonktivit
    Dev papiler konjonktivit yer alır.
  • Belirtiler iki taraflıdır.
  • Kalıcı veya mevsimsel olabilir.
  • En sık görülen belirti kaşınmadır.
  • Kaşınıtının olmadığı konjonktivitlerde alerji tanısı konurken dikkatli olunmalıdır.
  • Ayrıca sulanma,mukoid akıntı,hafif kızarıklık,göz kapaklarında ödem görülebilir.
  • Akut olanlar Nisan-Temmuz ayları arasında sık görülür,fakat tüm yıla da yayılabilir.
  • Vernal konjonktivit kalıcı sekel bırakabilir.

Tedavi

  • Alerjenlerden kaçınılır.
    Çimlerden uzak kalma
    Şapka ve gözlük kullanımı
    Akşamları saç ve yüzün yıkanması
    Eve dönüşte kıyafet değiştirme
    Kıyafetleri havalandırma ve güneşte bırakma
  • Kaşıntıyı azaltmak için soğuk kompres uygulanması
  • İlaç tedavisi
    Vazokonstriktörler
    Antihistaminikler
    Dekonjestanlar
    H1 reseptör antogonistleri
    Mast hücre stabilizatörleri
    Steroid dışı antienflamatuvarlar

z

  • Antihistaminik ve dekonjestan göz damlaları uzun süre bereber kullanılırsa rebound hiperemi yapabilir.
  • Bu nedenle kısa süreli kullanmalıdır.
  • Mast hücre stabilizatörleri(lodoksamid,nedokromil ve pemirolast) mevsimsel alerjik konjonktivit tedavisinde etkilidir.
  • Ancak belirtilerin iyileşmesi birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişebilmektedir.
  • H1 reseptör antogonistleri de(emedastin ve levokabastin) etkili olup,etkisi daha hızlı başlamaktadır.
  • Ketotifen ve olapatadin hem mast hücre stabilizatörleri hem de H1 reseptör antogonistleri olup,etkili ilaçlardır.
  • Olapatadin %0.1 oftalmik solüsyonu,her 6-8 saatte bir 1-2 damla şeklinde 3 yaş ve üzeri çocuklarda kullanılabilir.
  • Lodoksamid trimetamin ve kromalin sodyum şiddetli vakalarda tercih edilebilir.
  • Tedaviye iki gün içerisinde cevap yoksa hasta gecikmeden göz hekimine gönderilmelidir.
  • Hastaya zarar oluşturabilecek gecikmelerden kaçınılmalıdır.

 Konjonktivit tedavisinde kullanılan ilaçlar

  • Netira göz damlası (Netilmisin)
  • Netildex göz damlası (Netilmisin,deksametazon)
  • Tobrased,Tobrex göz damlası (Tobramisin)
  • Cebemyxine göz damlası (Neomisin sülfat,Polimiksin sülfat)
  • Visine göz damlası (Dekonjestan)
  • Eye-visol göz damlası(Dekonjestan)
  • Zaditen göz damlası (Dekonjestan,antihistaminik)
  • Patanol %0.1,Olapatadin,Oladin göz damlası (Olopatadin)
  • Allergo-comod göz damlası(Kromolin sodyum)
  • Alomide,Thilomide (Nodoksamid)
  • Dexa-sine se göz damlası (Deksametazon)
  • Refresh,Acular %0.5 göz damlası (Suni gözyaşı)

z
Yenidoğan Konjonktiviti

  • Yenidoğan döneminde görülen en sık enfeksiyondur.
  • Nedenler sırasıyla kimyasal,bakteriyel,klamidyal ve viraldır.
  • Kimyasal konjonktivitler,doğum sonrası kullanılan koruyucu göz damlaları ile oluşur.
  • Bakteriyel,klamidyl ve viral konjonktivitler ise doğum sırasında annenin vajinasından bulaşma ile olmaktadır.
  • Belirtilerin oluşma zamanı etkeni saptamada yardımcıdır.
  • Yaşamın ilk 24 saatinde görülen konjonktivit genellikle gözü korumak için damlatılan gümüş nitrata bağlıdır.
  • Kimyasal konjonktivit gözde hiperemi,sulu akıntı,iki taraflı göz kapağı ödemi şeklinde kendini gösterir.
  • Konjonktival akıntının gram boyamasında herhangi bir bakteri saptanmaz.
  • Kendini sınırladığı için tedavide gerektirmez.
  • Genellikle 48 saat içinde iyileşir.
  • Neisseria gonorrhea‘ya bağlı yenidoğan konjonktiviti önemlidir.
  • Yaşamın ilk 2-5 gününde hiperakut olarak görülür.
  • Ağrılı,yoğun pürülan akıntı,kapak ödemi,bulber hiperemi ve konjonktival ödem ile karakterizedir.
  • Tanı konulamazsa hızlı seyirle ilk 24 saatte kornea ülserasyonu ve göz küresinin delinmesine yol açarak körlük oluşturabilir.
  • Gonokok şüphesinde konjonktival sürüntüden gram boyama ve kültür yapılmalıdır.
  • Tanı hücre içi gram negatif diplokokların görülmesi ile olur.
  • Tedavi hastanede yapılır.
  • Tuzlu su ile günde birkaç kez göz irrigasyonu ve konjonktivitle sınırlı olanlara tek doz seftriakson uygulanır.
  • Sadece lokal antibiyotik uygulanması yetersiz ve gereksizdir.
  • Anne ve baba da gonore açısından tedavi edilir.
  • Hasta ayrıca menenjit ve sepsis gibi sistemik enfeksiyon açısından değerlendirilir.
  • S.Aureus,S.Pneumoniae,S.Viridans,H.Influenzae,E.Coli,Pseudomonas türleri,Klebsiella türleri,
    Enterobacter türleri,Proteus türleri ve virüsler  de doğumdan 72.saat sonra konjonktivit yapabilirler.
  • Pseudomonas konjonktiviti dışında enfeksiyonların çoğu tek başına lokal antibiyotikle tedavi edilebilir.
  • Pseudomonal konjonktivit göz kapaklarında ödem ve eritem,pürülan akıntı,pannus oluşumu,korneal delinme veya endoftalmi şeklinde ortaya çıkabilir hatta sepsis,şok ve ölüme kadar gidebilir.
  • Pannus : Kornea üzerinde,görmeyi zorlaştıracak granülasyon dokusu oluşmasıdır.
  • Endoftalmi ; Göz içi dokuların enflamasyonudur.
  • Tanı eksudada gram negatif çomakların görülmesi,kültürde üreme ile olur.
  • Antibiyotiklerin ön kamaraya girişinin zayıf olması nedeniyle sistemik ve lokal aminoglikozitler  beraber verilir.
  • Bazen subkonjonktival enjeksiyonlar gerekebilir.
  • Süt çocuklarının tümüne izolasyon yapılır ve göz konsültasyonu istenir.
  • Yenidoğan konjonktivitin en sık nedeni C.Trachomatis‘tir.
  • Yaşamın 5-14.günlerinde görülür.
  • Otuz günlükten küçük bebeklerde konjonktivit etyolojisinde klamidyal etken de düşünülmelidir.
  • Hafif-orta şiddette kojonktival eritem,mukoid veya pürülan akıntı,oküler ödem,konjonktival ödem veya yalancı zar oluşumu içeren değişik klinik görünümler olabilir.
  • Klamidyal enfeksiyonlar sezaryenle doğan bebeklerde de saptanmaktadır.
  • Profilaktik olarak kullanılan gümüş nitrat,eritromisin ve tetrasiklin yenidoğanda klamidyal konjonktiviti önleyememektedir.
  • Tanı sitoplazma içi inklüzyon cisimciklerinin gösterilmesiyle konur.
  • Tedavide oral eritromisin 50mg/kg/g,4 dozda,10-14 gün kullanılır.
  • Lokal antibiyotik kullanımı etkisiz ve gereksizdir.
  • Anne ve baba da klamidyal enfeksiyon açısından tedavi edilir.
  • Tedavi edilmemiş klamidyal konjonktivitlerde çeşitli derecelerde konjonktival ve korneal skar oluşabilir.
  • HSV-2  nadiren doğum kanalından geçip konjonktivite neden olabilir.
  • Annede enfeksiyon öyküsü,veziküler blefarit ve oküler dendritik ülser varlığında kuşkulanılır.
  • Konjonktivit ilk 2 haftada görülür ve farklı göz dolkularını tutabilir.
  • Tanı immunofloresan sürüntü ve kültür yardımıyla konur.
  • Lokal tedavi yeterlidir,nadiren sistemik antiviraller gerekebilir.
  • Kortikosteroidlerden kaçınılır.

 Yenidoğan konjonktivitinde koruyucu tedavi

  • Daha önce kullanılan %1’lik gümüş nitrat kimyasal konjonktivite yol açabilmekte ve gonokokal konjonktivitle karışabilmektedir.
  • Bu nedenle daha sonraları  %1’lik tetrasiklin pomad ile %0.5’lik eritromisin pomad da sık olarak kullanılmaya başlanmıştır.
  • Ancak klamidyal konjonktivitde her üç ilacın da istenen profilaksiyi sağlamadıkları belirtilmiştir.
  • Günümüzde %2.5’luk povidon-iyodun yüksek antibakteryel, antifungal ve antiviral etkisi,
    düşük toksisitesi nedeniyle profilaksi için önerilmektedir.
  • Sezaryen ile olan doğumlarda profilaksiye ihtiyaç bulunmamaktadır.

 

Taşkapılı,M.Yılmaz,M.B.Çocuklarda Konjonktivitler.(2012)http://www.turkpediatriarsivi.com/sayilar/199/buyuk/240-2461.pdf(26 Mayıs 2015)

 

 

 

 

Çocuklarda Mineraller

Çocuklarda Mineraller

  • Mineraller vücuttaki birçok fonksiyonun yerine getirilmesinde rol oynayan eser elementlerdir.
  • Dengeli bir beslenme ile yeterli günlük mineral ihtiyacı sağlanır.

Vücudumuzdaki başlıca mineraller

  • Kalsiyum
  • Fosfor
  • Magnezyum
  • Demir
  • Çinko
  • Bakır
  • Selenyum
  • İyot
  • Sodyum
  • Potasyum
  • Klor
  • Flor

Demir

  • Demir, yaşam için çok önemli bir elementtir.
  • Tüm hücrelerin normal yapısı ve işlevi için gereklidir.
  • Eksikliğinde başta anemi olmak üzere diğer sistemlerin işlevlerinde  bozukluklar oluşur.(anemi için tıklayınız…)
  • 6-24 ay arası beynin demire en çok ihtiyacı olduğu dönemdir.
  • Demir eksikliği çocuklarda algılama, öğrenme, yorumlama fonksiyonlarında kalıcı sorunlara yol açabilmektedir.
  • Demir  eksikliği anemisi olan süt çocuklarında;
    İştahsızlık,
    Uykusuzluk,
    Huzursuzluk,
    Ağlama,
    Anneye aşırı düşkünlük gibi davranış bozuklukları,
    Renk solukluğu,
    Oyun çocukluğu döneminde uyumsuzluk,
    Arkadaşlarıyla geçinememe,
    Duvarı kazıma, badana-toprak yeme,
    Okul çocukluğu döneminde derslerde başarısızlık,
    Özellikle matematik notlarında düşüklük,
    Kolay yorulma, halsizlik,
    Daha büyük çocuklarda baş ağrısı, yutma güçlüğü (boğazda yumruk hissi),
    Dilde pütürlerin silinip kaygan görünüm alması,
    Kaşık tırnak sorunları oluşabilir.
  • Demir eksikliğinden korunmak amacıyla tüm bebeklere 4-6.aylardan,
  • Prematürelere ise 2.aydan itibaren 12.aya kadar koruyucu dozda demir (1mg/kg/gün)verilmelidir.

Çinko     image281     

  • Çinko;
    Vücut direncinin güçlenmesinde,
    Yara iyileşmesinde,
    Tat ve koku duyusunun  oluşmasında,
    Büyüme, gelişme ve gebelik dönemlerinde yararlı olan bir elementtir.
  • Ayrıca üreme organlarının iyi çalışması açısından yeterli çinkoya ihtiyaç vardır.
  • Anne sütü ile beslenen bebeklerde 6 aylığa kadar çinko yeterlidir.
  • Deniz ürünleri,et,kurutulmuş meyveler,kuru yemişler, tahıllar, baklagiller,süt ürünleri,yumurta,lifli besinler  çinko kaynaklardır.
  • Çinko eksikliğinde;
    İştahta azalma,
    Boy uzamasında yavaşlama,
    Zayıflık,
    Cilt hastalıkları,
    Sık enfeksiyona yakalanma,
    Saç dökülmesi,
    Tırnak uzamasında yavaşlama,
    İshal,
    Yara iyileşmesinde gecikme,
    Tat ve koku alma bozuklukları,
    Cinsel organ gelişiminde gerilik gibi belirtiler gözlenir.
  • Çinko eksikliğini saptamak için kan çinko düzeyi bilinmelidir.
  • Ancak bu dokudaki çinko seviyesi hakkında bilgi vermemektedir.
  • Bu amaçla RBC çinko testi değerlendirilmelidir.
  • Çinko çocuklarda ishal, soğuk algınlığı, büyüme geriliği tedavisinde ayrıca zatürreden korunmada kullanılmaktadır.
  • Çinko tok karnına alınmalıdır.
  • C vitamini ile beraber alınırsa daha kolay emilir.
  • Süt ve süt ürünleri ile beraber alınmamalıdır.
  • Fazla alınan çinko,bulantı,kusma,ishal,karın ağrısı yapabilir.

zinc-deficiency2   congenital-zinc-deficiency  white-spots-On-Nails çinko  symptoms-of-zinc-deficiency  Allopecia - zinc deficiency symptoms

 

Önerilen Çinko Alımı
Yaş Çinko(mg/g) Üst sınır
0-6 ay 2 4
7-12 ay 3 5
1-3 yaş 3 7
4-8 yaş 5 12
9-13 yaş 8 8
>14 yaş(E) 11 40
>14 yaş(K) 8 40
Gebelik/Emzirme 12 40

 

Çinko’dan Zengin Besinler
Besinler mg Zn/100g
Süt,yoğurt  0.4
Peynir  2-4
Yumurta  1.35
Et  4
Karaciğer  6-8
Karides  2
İstiridye  >7
Diğer Mineraller
Mineral Eksiklik Kaynaklar
Kalsiyum Osteoporoz,tetani,raşitizm Süt ve süt ürünleri,yeşil yapraklı sebzeler
Fosfor Raşitizm,kas güçsüzlüğü Süt ve süt ürünleri,yumurta sarısı,tahıllar
Magnezyum Tetani Tahıllar,et,süt,fındık
Sodyum Bulantı,kusma,kas krampları,hipotansiyon Tuz,süt,yumurta
Klor Hipokloremik alkaloz Tuz,et,süt,yumurta
Bakır Anemi,nötropeni,ataksi osteoporoz Karaciğer,etler,fındık,deniz ürünleri
Selenyum Kardiomyopati Et,sebzeler

 Çocuklarda multi-mineral Desteği

  • Çocuklarda sağlıklı büyüme için yeterli vitamin ve mineral sağlanması önemlidir.
  • Mineraller vücuttaki birçok fonksiyonun yerine getirilmesinde rol oynayan eser elementlerdir.
  • Dengeli bir beslenme ile yeterli günlük mineral ihtiyacı sağlanır.
  • Yüksek doz mineral alınması durumunda toksik etkiler oluşabilir.
  • Ayrıca piyasadaki çoğu multi-mineral içeren ilaçlar çoklu vitaminlerle beraber sunulmaktadır.
  • Bu nedenle üretilmiş multi-mineral kullanılırken içerdikleri mineral ve vitamin dozlarına dikkat edilmelidir.
  • Piyasada bulunan birçok multi-mineral içeren ilaçlarda,protein enerji malnütrisyonunda ve malabsopsiyon hastalıklarında sıklıkla eksikliği saptanan kalsiyum,fosfor,demir, çinko,bakır,flor,iyod,magnezyum,molibden ve selenyum mineralleri bulunmaktadır.
  • Çoklu minerallerin bir arada bulunması bazı emilim sorunları yaratabilir.
  • Örneğin kalsiyum ile fosfor,kalsiyum ile demir,çinko ile bakır arasında geçimsizlik vardır.
  • Bu nedenle mineral oranlarının iyi ayarlanması gerekir.
  • Eksik olan mineralin tek tek yerine konması daha güvenlidir.
  • Çocuklarda kullanılan multi-mineral içeren ilaçların içinde D vitamini ile birlikte kalsiyum ve fosforun belli bir oranda(2:1) bulunması kemik ve kas metabolizması için olumlu etki sağlar.Ancak günlük kalsiyum dozunun günlük üst limiti 3g’ı geçmemelidir.
  • Bileşiminde demir,çinko ve folik asit bulunan muiti-mineral ve vitamin içeren ilaçların,beslenme eksikliği bulunan çocuklarda iştah üzerine olumlu etki oluşturduğu gözlenmiştir.
  • Bu minerallerin çocuklarda toksik üst doz sınırı tam bilinmemektedir.
  • Magnezyumun vücutta enerji metabolizmasının,kas ve sinir sisteminin düzenli çalışması,kemik ve dişlerin oluşumu,kan basıncının ve bağırsak motilitesinin düzenlenmesi gibi görevleri vardır.
  • Günlük Mg dozunun üst limiti 1-3 yaş için 65mg,4-10 yaş için 110mg,adolesanlarda ise 35 mg’dır.
  • İyot tiroit hormonlarının yapısına giren büyüme gelişme ve zeka açısından önemli olan bir mineraldir.
  • Özellikle endemik olarak iyot eksikliği görülen Karadeniz ve Akdeniz’in iç kesimleri ile doğu ve İç Anadolu bölgesinde süt çocukluğu döneminde iyot içeren multi-mineral ürünleri kullanılabilir.
  • Büyük çocuklarda iyotlu tuz ve deniz balıklarının tüketimi iyot ihtiyacını karşılar.
  • Bakır,çinko,molibden ve selenyum mineralleri birlikte çalışarak hücrelerin devamı içim önemli rol oynarlar.
  • Bu mineraller özellikle bağışıklık istemini güçlendirmek için eklenir.
  • Gelişmekte olan ülkelerde sosyoekonomik yapının düşük olması nedeniyle hayvansal besinlerin az kullanılması,tahıllara ağırlık verilmesi,sık geçirilen enfeksiyonlar ve ishal atakları nedeniyle protein enerji malnütrisyonu ve vitamin-mineral eksikliği daha kolay gelişir.
  • Bu durumda multi-vitamin ve mineral içeren preperatlardan yararlanılbilir.

Akşit,S.Çocuklarda vitamin-mineral kullanımı.(15-16 Kasım 2013)http://www.sosyalpediatri.org.tr/kanitadayali(20 Nisan 2015)
Çeltik,Ç.Çocuklarda multi-mineral desteği.(Kasım-Aralık 2014)Clinic Pediatri.Cilt:9Sayı:6(20 Nisan 2015)

 

 

 

Çocuklarda Vitaminler

 Çocuklarda Vitaminler

Vitaminler,diğer besin öğeleri ile birlikte,sağlıklı büyümeyi destekleyen ve eksikliğinde,hastalık bulguları oluşturan maddelerdir.

Vitaminler

  • Yağda eriyenler
    – A vitamini
    – D vitamini
    – E vitamini
    – K vitamini
  • Suda eriyenler
    – B1 (Tiamin)
    – B2 (Riboflavin)
    – B3 (Niasin)
    – B5 (Pantotenik asit)
    – B6 (Pridoksin)
    – B8 (Biotin)
    – B9 (Folik asit)
    – B12 (Kobalamin)
    – C vitamini

Healthcare vitamines

A vitamini

  • Büyük bir kısmı karaciğerde depo edilir.
  • A vitamini gereksinimi retinol ve A vitamini öncüsü olan karotenoidlerden (yeşil yapraklı sebzeler) sağlanır.
  • A vitamini;
    – Görme işlevleri
    – Epitel doku devamlılığı
    – Büyüme ve gelişme
    – Üremenin sağlanabilmesi
    – Bağışıklık sisteminin devamı için önemlidir.
Önerilen A vitamini miktarları
 Yaş  A vitamini (mcg RE)
 0-6 ay 400
 6-12 ay 500
 1-3 yaş 300
 4-8 yaş 400
 9-13 yaş 600
 >19 yaş (E/K) 900/700
 Gebelik/Laktasyon 770/1300
1 RE = 1mcg retinol = 12 mcg B-karoten
Besinlerdeki A vitamini miktarları
Besinler 100gr besin içindeki retinol eşdeğeri (μg)
Karaciğer (Sığır,domuz,hindi,tavuk,balık) 6500
Havuç 835
Ispanak 470
Yumurta 140
Kayısı 96
Süt 28

 

D Vitamini     image277

  • D vitamini, hormona benzeyen özellikleri olan yağda eriyen bir vitamindir.
  • D vitamini, besinler ve güneş tarafından karşılanır.
  • D vitamini ihtiyacının %90’ güneş ışınları ile deride yapılır.
  • Deride yapılan D vitamini kas ve yağ dokusunda depolanır,
  • Veya karaciğer ve böbreğe geçip, D vitamininin aktif şekline dönüşerek  kullanılır.
  • Güneş ışınları ile deride D vitamini yapımı olmadan, sadece besinler ile günlük D vitamini ihtiyacı karşılanamaz.
  • Yaz döneminde 3-4 haftalık bilinçli güneşlenme ile 6 aylık D vitamini ihtiyacı depolanabilmektedir.
  • Kollar ve bacaklar çıplak olacak şekilde günde 20-30 dakika kadar güneş ışını D vitamini yapımı için yeterlidir.
  • Kışın yetersiz güneş ışınları,ışınların eğik gelmesi, hava kirliliği, vb. nedenlerden ötürü D vitamini oluşumu azdır.
  • UV (güneş ışınları) camdan geçmemektedir,
  • Ayrıca güneş koruyucu kremler de D vitamini yapımını olumsuz etkilemektedir.
  • D vitamini ince bağırsaklardan kalsiyumun emilmesini ve kemik yapımında kullanılmasını kontrol eder.
  • Yetersizliğinde büyüme çağındaki çocuklarda raşitizm,
  • Yetişkinlerde osteomalazi (kemiğin yumuşaması), ileriki yaşlarda osteoporoz (kemik erimesi) gelişir.
  • Kan analizleri, kemik grafileri olmadan raşitizme karar vermek güçtür.
  • D vitamini eksikliğinde alınan kalsiyumun %30’u,varlığında ise %80’i emilir.

image278

  • Yeterli D vitamini alınamaması durumunda;
    Özellikle bebeklerde kalsiyum eksikliğine bağlı nöbetler(havaleler),
    Büyümede yavaşlama,
    Oturma ve yürümede gecikme,
    Terleme,
    Kafa şeklinde değişimler,
    Büyük bıngıldak,
    Bacaklarda eğrilik,
    Sık akciğer enfeksiyonları yaşanabilir.
  • Yapılan çalışmalar annelerin %80’ninin D vitamini düzeyinin yeterli olmadığı,
  • Buna bağlı olarak doğan bebeklerinin de D vitamini düzeyinin yetersiz olduğunu gösterilmiştir.
  • Hamilelik döneminde D vitamini kullanılmasının sakıncası bulunmamaktadır.
  • İlk aylarda bebeklerin yeterli güneş görememesi,
    Anne sütü ve ek gıdalardaki D vitamini miktarının yetersizliği nedeniyle
    Doğumdan itibaren tüm çocuklara en az 1 yıl süre ile her gün 400 Ü D vitamini verilmelidir.
  • Güneş ışınları ile deride yapılıp vücutta biriken D vitamini toksik etki göstermemektedir.
  • Ancak ağızdan alınan fazla dozda D vitamini toksik etki yapabilir.
  • Bu nedenle çocuklara erken diş çıkarma, erken yürüme amacıyla D vitamini yüklemesi yapılmamalıdır.
  • Fazla D vitamini alınması kemiklerde kalsiyum birikimine, dolayısıyla fiziksel geriliklere ve böbrek sorunlarına yol açabilir.
  • Bıngıldağı küçük fakat baş gelişimi, baş çevresi ölçümleri ayına uygun olan bebeklerin D vitaminleri kesilmemelidir.
  • Karaciğer, yumurta sarısı, yağlı balıklar D vitamininden zengin besinlerdir.
  • Vücuttaki D vitamini durumu 25-hidroksi vitamin D (25-OHD) düzeyi ile değerlendirilir.
  • 30 ng/ml altındaki değerler düşük ya da yetersiz olarak kabul edilir.
  • D vitamini eksikliği  < 20ng/ml
    – Hafif 11-20ng/ml
    – Orta  5-10ng/ml
    – Ağır   < 5 ng/ml
  • D vitamini yetersizliği 21-29/ng/ml
  • D vitamini yeterli > 30ng/ml
Günlük önerilen D vitamini
Yaş D vitamini (IU)
0-1 yaş 400
1-70 yaş 600
>70 YAŞ 800

 

Güvenli günlük D vitamini alım miktarları
Yaş D vitamini üst sınırı (IU/gün)
0-6 ay 1000
6-12 ay 1500
1-3 yaş 2500
4-8 yaş 3000
>9 yaş 4000

 

Diğer vitaminler
Vitamin Eksiklik Kaynaklar
B1 (Thiamin) Beriberi Karaciğer,et,süt,buğday,kabuklu çerezler
B2 (Riboflavin) Fotofobi,büyüme geriliği,cheilosis Karaciğer,et,süt,yumurta,yeşil yapraklı sebzeler,tahıllar
B3 (Niasin) Pellegra Etler,karaciğer,yeşil sebzeler
B5 (Pantotenik asit) Yorgunluk,halsizlik Karaciğer,et,süt,yumurta,tahıllar
B6 (Pridoksin) Konvülziyon,anemi,nörit Etler,karaciğer,tahıllar,yeşil sebzeler
B8 (Biotin) Dermatit,sebore Maya,hayvansal ürünler
B9 (Folik asit) Megaloblastik anemi Karaciğer,yeşil sebzeler,maya,baklagiller,meyve
B12 (Kobalamin) Pernisiyöz anemi Etler,süt,yumurta
E Vitamini Prematürelerde hemoliz Ayçiçek yağı,fındık,sebzeler
K Vitamini Hemorajik diyatez Yeşil yapraklı sebzeler,karaciğer
C Vitamini Skorbüt Taze meyve ve sebzeler

Çocuklarda Multi-vitamin Desteği

  • Çocuklarda sağlıklı büyüme için yeterli vitamin ve mineral desteğinin sağlanması önemlidir.
  • Günlük vitamin ve mineral ihtiyaçlarının sağlanması için,çoğu kez düzenli ve dengeli beslenme yeterlidir.
  • Gereksiz kullanılan vitamin ve mineraller,toksik ve metabolik bozukluklara yol açabilir.
  • Çocuklar için sağlıklı beslenmede ana kural et,süt,yumurta,meyve ve sebzenin düzenli tüketilmesidir.
  • Sağlıklı beslenen çocuklarda genellikle vitamin eksikliği görülmemektedir.
  • Ancak ilk 2 yaşta D vitamini desteği gerekmektedir.
  • Vitamin içeren ilaçlar daha çok iştahın artması amacıyla kullanılmaktadır.
  • Ancak vitaminlerin direkt iştahı artırdığına yönelik net bir analiz bulunmamaktadır.

Akşit,S.Çocuklarda vitamin-mineral kullanımı.(15-16 Kasım 2013)http://www.sosyalpediatri.org.tr/kanitadayali(20 Nisan 2015)
Çeltik,Ç.Çocuklarda multi-vitamin desteği.(Kasım-Aralık 2014)Clinic Pediatri.Cilt:9Sayı:6(20 Nisan 2015)